Doğum Hikayemiz 1

/
0 Comments
Güzel pamuk bebeğim karşımda ana kucağında kısa bir uyku alırken, doğum hikayemizi 5 küsür hafta sonra yazmak isterim.

Benim kızım annesini biliyormuş ki, ne erken ne de geç, tastamam 40 haftanın dolduğunun ertesi günü geldi. Annesi çalıştığı sırada hem vakitsizlikten hem kararsızlıktan bir sürü işini tamamlayamamıştı. Onu bekledi sabırla, ama annesini iyice heyecanlandırmamak için de çok uzatmadı bekleme işini. Dakikliğini babasından aldığını söyleyebilirim :)

38. hafta itibariyle çantamı hazırladıktan sonra beni bir heyecan sarmıştı. İş yerinden insanlar falan arada arıyor, yokluyor; ben de daha gelmedi bebek diyordum. NST'ler hep normaldi, kızım kıpır kıpırdı, ancak aşağı inmemişti. Karnıma bakınca da anlaşılıyordu zaten, çok rahat gezinebiliyordum.

Doktorum Kadıköy Şifa'dan Tanju Demirören'di. Bu uzun yazıyı okumak istemezseniz, özetleyeyim: Kendisini rahatlıkla tavsiye edebilirim. Yine doğursam yine doktorum o olur.

Açıkçası Acıbadem'deki aslen cerrah olan doktorumdan normal doğum istediğim için kaçmıştım. Çünkü adam yavaş yavaş "Aaa demek 34 yaşındasın, bak yüzünden de hiç anlaşılmıyor. Normal doğum herkes istiyor, ama hiç öyle kolay değil" demelere başlamıştı bile.

Tanju Abi eşimin ahbabı aslında. Ama hamileliğimin ilk zamanları nedense ona gitmemiştim. e bileyim, belki çekindim tanıdık bir jinekoloğa gitmeye. Sonra dolaylı olarak da hakkında pek çok övgü duyunca -en az 5 anneden- kalktım gittim. Tanıştık, şeker bir adam olduğunu düşündüm. Onun laf arasında ettiği şu laf aslında olaya bakış açısını yakalamamı sağladı: "Yani şimdi sezeryanda ameliyat sonuçta, durup dururken kim ister ki". Benim cerrah doktorumdan çok farklıydı. "Normal doğum istiyorum, ama biraz da desteğe ihtiyacım var" diyebildim sadece. Çok net olarak yüzüme bakıp, bol bol yürümem gerektiğini, tembellik etmemem gerektiğini, bir de nefes çalışmamı söyledi. Şifa'nın eğitimlerini önerdi. Fakat ben sonradan herkes "eğitime ne gerek var" dediği için, bir de o anda uygulayamam diye gitmedim. Tabii son haftalarda bunun paniğini yaşamadım mı, yaşadım. Tarz olarak okuyup öğrenen bir insanımdır, şimdi bana gökten bu bilgiler yüklenir, içgüdüsel yaparım durumuna uzağım yapı olarak. Ama meğerse oluyormuş, insan bedeni o kadar mükemmelmiş ki, kimsede görmeden haftalarca eğitime gitmeden normal doğurulabiliyormuş.

Yanılmıyorsam 38'di, çatı muayenesi oldum. Doktorum baktı ve adını anlamadığım bir kemiğimin biraz önde olduğunu ama çatımın doğuma müsait olduğunu söyledi.Yalnız bebek hiç inmemiş dedi, ifadesinden daha bekleriz sen suyunu bol tutmaya çalış gibi bir anlam çıkıyordu. O noktadan sonra ne kadar çok su içtiğimi anlatamam.

Günler geçiyor, her kontrolde suyum iyi oldukça doktorum beni rahatlatıyordu. Ama normal doğum üzerine çok da konuşmuyorduk. Sanki sözsüz anlaşmış gibiydik. Ben arada tek tük bir şeyler soruyordum, o da yürüyor musun diyordu. Erkek doktorlar biraz böyle, sormadan detaya çok fazla girmiyorlar. Ben rahatsız olmuyorum bu üsluptan doğrusu.

Birazcık da kafamdaki doğum sahnesini paylaşmak isterim bi de. Hamileligimin ortalarına geldiğimde kedi gibi saklanıp yalnız doğurma hissim artmıştı. Ne aileme haber vermek istiyordum ne de eşimin ailesine... çok içgüdüsel bir histi bu, tepkisel degil asla. Ama eşimle oturup konuşmamız sonucu anladım ki, bu hic gerçekçi bir yaklaşım olmayacak.

Doğumla ilgili endiselerim de vardi herkes gibi. Okudugum tek kitap olan 'Içgüdüsel Doğum' kitabında önerdikleri üzere,  korkularimin ne olduğunu araştırmaya başladım içimde. Oncelikle dogum sirasinda hareketsiz kalmaktan korkuyordum. Sonra kulaktan dolma şeyler vardı, lavman mesela, damar yolu actirmak ve onun acimasi, çok ağrı çekmek ve epidurale kaçıvermek...

Not: Neredeyse 1 yıl önce başlamış olduğum doğum hikayemin ilk yazısını, dokunmadan post etmeyi uygun gördüm.


You may also like

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Bir deee...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İzleyiciler