Dünyamız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünyamız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annemin balkonunda var gücüyle yağan yağmura rağmen yuvasından asla kıpırdamayan anne gugukçuk


Ve ona geçici  bir koruma olsun diye koyduğumuz branda


Ertesi gün, çekemedim ama, işaret parmağının ilk boğumu kadar bir bebek göründü annenin altında :))) Brandayı yağmur geçince kaldırdık.


Greenpeace'in bu kampanyasından haberiniz olmuştur. Biliyorsunuz, denizlerimizdeki balıklar pek çok farklı sebepten tükeniyor. Greenpeace bu kampanya ile Tarım Bakanlığı'nın yavru balık satışını engellemesini ve yasal balık boylarını bilimsel bir standarda oturmasını istiyor. Evet, konu tabağımızdaki ağlarımızdaki balığa gelince, boyu önemli!

Şu yazıya comment yazacaktım, çok uzun oldu, konu dağıldı. Bloga taştım:

http://aslicin.blogspot.com/2009/09/siz-siz-olun-yunus-gosterilerine.html


http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12196335

Yunusların bu şekilde yakalandıklarını ve böyle acılar çektiklerini hiç tahmin etmemiştim. Salak mıydım?! Bunu nasıl düşünememiştim! Nasıl o havuzlarda mutlu olabilirlerdi ve ben nasıl onlarla yüzmeyi hayal edebilirdim. Gerizekalılık!!! İyi ki okumuşum Aslı'nın Günlüğü'ne yazdığı bu yazıyı... Böyle aptallıklarım arada oluyor, eve ördek alıp bir gün sonra üzülüp geri vermek ve fillerle gezmek istemek gibi..

Savaş Karakaş'ın verdiği bu röportaj, sonra onunla ilgili başka bir anıyı getirdi aklıma:

Geçen Kasım'daki tatilim sırasında çok tatlı bir bayanla tanıştım. Kendisi çocuk kitapları yazarı ve aynı zamanda o kitapların illustrasyonlarını yapıyor (Elizabeth Stanley). Seneler önce bizim sokaklarda dansettirilen ayıları duyup taa Avustralya'dan gelmiş, İstanbul'da artık bulunmadıklarını Bursa'ya rehabilitasyona alındıklarını duyup yol iz bilmeden yaşlı annesi ve bebek kızıyla araba kullanarak Bursa'ya ayıları gözlemlemeye gitmiş. (Başlı başına aktarılması gereken bir macera, öyle detaylar var ki..)

Ülkesine döndüğünde bu ayılar hakkında da harika bir çocuk kitabı yazmış Elizabeth, kitap umut ve özgürlük adına verilen savaş ile ilgili. Avustralya'da ödül almış bir kitap ve çocuklara öğretilmesi gereken ama hep atlanan bu evrensel değerleri içeriyor.

İşte gezi sırasında bu tatlı bayan bana Türk bir beyin kitabını filme-belgesele çekmek için onunla iletişime geçtiğini söyledi (ya da kitabı Türkçe bastırmak istiyordu, karıştırıyor olabilirim), ismi de Savaş Karakaş dedi. Gelibolu belgesellerini de duymuştum. Çok sevindim. Taa Avustralya'da çıkmış bu kitabı bulup, yazarına "Bunu mutlaka Türk çocuklarına da okutmalıyız" diyordu Savaş Karakaş. Birileri gerçekten bunu önemsiyordu ülkemizde... Birileri birşeyleri önemsiyordu.

Şimdi gösteri yunuslarıyla ilgili böyle net ve bilgilendirici bir röportajın altında da onun ismini görünce bu kısa anektodu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım bir projenin gizliliğine engel olmamışımdır?!?

Kitabın minik bir önsözü var ve şöyle:
"The Deliverance of Dancing Bears is a contemporary fable about a dancing bear, whose dreams of freedom keep her spirit alive despite the pain and degration of her existence. Into this setting comes a noble-minded peasent who liberates the bear and reminds onlookers that the dignity of all living creatures must be respected.

This is a book for young philosophers emerging awareness of the complexity of life is leading them to consider some of its great universals: good and evil, power and impotence, freedom and captivity. The story begins with the power of hope and ends with the challange of liberation."

Yorucu ve duygusal olarak yüklü bir günü de bu konuyla kapatalım. Önemli şeyler oldu hayatımda ama şimdi bahsetmenin zamanı değil. Henüz...
Sevgili Poppy Jane,

Sen şimdi muhtemelen derin uykunun bir yerlerindesin. Fethiye'de mışıl mışıl. Seni tanımadan ne de çok sevdim, bilesin. Bu turdaki minik çiçeğimiz oldun.

İsmin en sevdiğim çiçeğin adı zaten. O bakımdan eşim yani sizin rehberiniz bana senden bahsedince ilk, hemen kanım ısındı. 2.5 yaşında olup ailenle geziyor olman ne kadar eğlenceli! Ülkemizi bir daha hiç göremeyeceğin bir gözle geziyor olman: Duydum ki Nevşehir'de herkesin eğilerek sürünerek geçtiği yeraltı şehirlerindeki tünellerden sen rahatlıkla yürüyerek geçebilmiş, üzerine de "Vay be, tam da bana göre yapmışlar" yorumunu getirmişsin.

Buralar çok fenaydı siz gezerken. Küçücük çocuklar sulara kapıldılar, başlarına hiç duymanı istemeyeceğim şeyler geldi. Zaten sular gelmeden önce de bu ülkede hayat çocuklar için çok zordu. Biz büyükler bütün bunlara bir şekilde sebep olduğumuzu hissedip, derin acılar çektik; engelleyemediğimiz, yardım edemediğimiz ya da sorumlularını cezalandıramadığımız için. Sana bunları anlatırken dahi sinirimden başım ağrıyor.

Daha fazla konuşup uykunu kaçırmak istemem. Senin umarsız neşen, bütün bunlar olup biterken bambaşka bir dünyadan hayatımıza sızan bir ışık gibiydi, sanki fantastik bi kitaptaki bir karakterin varlığı gibi... Taşa takılıp düşecekken "Ay gördünüz mü, neredeyse düşüyordum" diye gülmen, eşimi uzaktan görünce yanına koşturup "Selam Turk" demen ya da benimle telefonda konuşmaya utanıp kaçman anlatıp anlatıp bitiremediğimiz ayrıntılardan.

Dileğim odur ki; bu mutluluğun, merakın ve keyfin hiç bitmesin. Hayat boyu böyle gez, gör ve öğren, tadını çıkar. Umarım bir gün bir yerlerde (yine) karşılaşırız. Şarjım bitiyor şimdi, öperim gözlerinden. Have a safe trip, hun!

İzleyiciler