Sonisphere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sonisphere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

"Hand of fate is moving and the finger points to you!!! " der Iron Maiden bir şarkısında. Sonunda bizim zamanımız da geldi. Uzun yıllar boyunca beklemenin sonunda biz de onları canlı izleyebileceğiz! Sonunda :)))

Iron Maiden ile ilgili hislerimden şurada size biraz bahsetmiştim. Tekrar kafanızı şişirmeyeyim. Yarın Maçka Küçükçiftlik Park'ta Sonisphere'in 2.si yapılacak, Iron Maiden ise bu festivalin headliner'ı olacak. İki gündür twitter'la yatıp kalkıyorum resmen ve yazımda bahsettiğim uçakla ne zaman inecek, hangi havalimanına gelecekler, bir türlü ipucu elde edemedik. Kısa mesafelerde uçak kullanmama ihtimalleri bile var.

Artık Ed Force One ismi verilmiş uçağı görme umudumu rafa kaldırdım. Yarın konserde izdiham olmasın, kalabalık olmasın, tek derdim o. Bir de dolabımda giyecek siyah birşey bulabileyim :) Bu yaşta kalkıp Akmar'dan tşört alamayız ya diye gülüştük az önce. Eh, artık grup tşörtü de giymediğimizden dolapta da bişey yok :)

Bu vesileyle babalar gününü kutlarım tüm babaların ve çocuklarının. Ben de bugün eşime güzel bir kitap aldım, Miço ve benim adıma verdim. Güldü, sen bana en büyük hediyeyi Miço'yu doğurarak verdin dedi. Heheheh.. İyi pazarlar.
* Haftanın ve konser koşturmacasının yorgunluğu ile felaket sıcak bir güne oldukça geç uyanıyorum. Kim hazırlanıp gidecek şimdi yine yine yine... Sevgilim geç gelecek, çünkü işi çıktı. Ve 3 günlük biletleri almamızın asıl sebebi olan bir kaç grubu izleyemeyecek.


* Sonunda gereken enerjiyi zor da olsa topluyoruz. Bugün üşenmiyor, siyah ojelerimi sürüyor, makyajımı yapıyorum ! Siyah ACDC tşörtü, streç lacivert jean ve kocaman botlarlayım. Kardeşim eski trash'çilere benzediğimi söylüyor. Hakkaten de öyle olmuşum.


* Karaköy'den İnönü'ye taksi tutmak zorunda kaldık, ben yine tramvay seçeneğini unuttuğum için! Taksici yolda 16 yaşındaki oğluna bu konserlere gitmek için izin vermediğini anlatıyor. Biz iki kardeş, abiyi ikna çabasındayız. Bari seneye izlesin çocuk. Yol ve kuyruk durumunu da taksiciden aldık: Adamcağız tüm gün bu çevrede çalışmış, kalabalığa, trafiğe ve siyah tşört sayısına inanamamış!


* Yandaki kapının kuyruğuna Dolmabahçe'den girdik! 5 dakikalığına biletimi kaybettim paniği yaşadım. Of içeri girelim artık. Sevgilimin favori grubu Anthrax içerde çalıyor şu an.


* Girdik! Bu sefer eski yerimize değil, biletimizin olduğu yere yöneliyorum. Tabii ki dolu. Mis gibi yeri kapmışlar çoktan. Gidip arıza çıkartıp orayı boşalttırmakla sakince takılmak arasında salındım birkaç dakika. Umursamamaya karar verdim. Yeni yerimiz de güzel..


* Kardeşimin arkadaşları da yanımızdalar. Bir sürü yer tuttuk, rahatız. Anthrax bitti. Hiç bir şey anlamadım.


* Megadeth biraz bekletiyor. Bu deneyimi - normalde bütün konserleri çok ayık izlerim - bir bira ile taçlandırmaya karar verdim, fakat açım! Köfte-ekmek ve bira kuyruğunun az olduğu bir yer bulmam lazım.


* Köfte ekmeğimi kemirerek bira kuyruğunda beklerken, bir bira alana haftaya yapılacak Unirock için iki adet bilet verdiklerini öğreniyorum. O büfeye özelmiş, kimseye duyurmayın, biletler bitene kadar organizasyon şirketinden bir sürpriz! Biletleri kapıyor, bir elimde plastik bira bardağı, ağzım köfte dolu bir elimde de köfte-ekmek varken arkadaşlara rastlıyorum. Hızla beleş bilet olayını anlatmaya çalışıyorum ağzım halen doluyken, aldığım tepki : "Şaka yabmıyosun di mi?!?!" oldu. La git, bak şakayı görürsün.


* Beleş biletleri kardeşime hibe ettim. Sevinçten göbek attı. Bir haftada iki festival bana fazla. Sağlam gruplar da varmış iyi mi. Bunu duyan kardeşimin bir arkadaşı - biletleri sonra satarım çakallığı ile- 4 bira karşılığı 8 bilet alıp gelmiş. Birden oturduğumuz sırada bira enflasyonu oldu. Du du Megadeth başlıyor.


* Anaaa Megadeth. De ben hiçbir şey anlamıyorum şarkılardan. Ses çok kötü. Ben de unutmuşum şarkıları. Yok ama ses çok kötü. Kardeşimin 4 bira alıp gelen arkadaşı meğer içki içmezmiş. Yüreğimiz nimetin ziyan olmasına izin vermiyor. Sıcağın alnında gelsin ikinci biralar.


* Çevredeki herkes beleş bilet kapmış, herkesin kahramanı durumundayım şu an. O yüzden emrettim, iki kişi iki yandan şu an bana bira içiriyor, bir üçüncüsü de fıstıkla besliyor. Megadeth neymiş :PP


* A Tout Le Monde!!! Sonunda bir şarkının tadına varıyorum. Ah Megadeth, ben senden bişey anlamadım.


* O kadar içtik, tabii ki tuvalete gitmek icap etti. Yolu bulamadım, yarım saat dolandım, bir geldim tuvalet sırası felaket ve fekat ben öleceğim sanırsam. Kuyruktaki kızlarla isyan ettik ve İnönü stadının erkekler tuvaletlerine daldık. Hepsi siyah makyajlı tuhaf giyimli bu kızlarla isyan etmek çok eğlenceli oldu, ayrıca herkesi ben galeyana getirdim niheh. Bu arada organizasyondan birini yakalayıp haşladığımı ve sonsuz nezaketle karşılaştığımı da belirtmek isterim. Ama çözüm üretilmedi tabii ki. Erkekler tuvaletini de 3 gündür kızların paso kullandığını öğrenmiş olduk böylece, içeride erkekten çok kız var :) İsyan hafif yalan oldu :P


* Slayer. Sevmem. Geçsin bitsin. Amanın sevgilim geldi, yihu yihu!! Onu da doyurmak lazım.


* Metallica'ya geri sayım başladı. Sevgilimle kuyruktayız. Heyecan dorukta. 99'da Metallica'yı Ali Sami Yen'de izlemiştim, bakalım şimdi nasıl geçecek!!


* Evet, katılıyorum ki bu adamlar bir başka. Sahne arkasındaki dev ekrandan tutun, konserin yönetmeninin seçtiği görüntülere, alevli şovlara ve setliste kadar! 99'daki konsere çok benzeyen bir setlist bu ama işte Metallica da bununla güzel dinleniyor!


* Çok çok iyiydi. Çok güzeldi. Son anlarda elimizden geldiğince fotoğraf çekmeye çalıştık. Bir ara video bile çektik. Ben headbang yaparken yakalandım. Eşim; "Eveeet ananız böyle kafa sallardı diye gösteririm çocuklara ilerde" diyordu bir ara...


* Obey your master, arkadaş! Budur.
* Yoğun bir gün olacak, hatta bazı randevularımı bir gün önceden ertelemem gerekti. İşte başlıyoruz!

* Önce dişçiye gidiyoruz. Karı ve koca. Evliliğe bu tip işleri birlikte yapabildiğimiz için daha bir bayılıyorum. Tek başına dişçiye gitmek bir stresken (evet ne var, sevmiyorum kafatasıma bir şekilde bağlı olan kemiklerin içinin oyulmasını dinlemeyi) yanımda birinin olması süpermiş. Tabii metal müzik dinlemek de belli bir saatten sonra beyninizi oyuyor ama o tercihli. Devam...

* Dişçiden (hekim demiyorum inatla bu yazıda farkındaysanız :P ) çıktık, yeni fırçalarımızı aldık. Bize şahane yeni fırçalar yazdılar. Eve yürürken, marangoz bulmamız gerektiğini hatırladık. Son 2 aydır en yüksek öncelikli iş buydu, kuyruktaki işlerin erime hızına bakarsak bu kuyruk hiç bitmez! Yürü marangoza.

* Marangozu eve getirdik ve ölçüler falan tamam. Fiyat çıkarmak için atölyesine geri dönerken, kediyi de veterinere götürmemiz gerektiğini hatırlayıp Miço'yu da yanımıza aldık. Marangoz bize biraz tuhaf bakıyor ama, aklı başında bir adam, pek takılmadı.

* Ufak bir sırt çantasının içinde seyahat ediyor Miço, kafası dışarda etrafı izliyor. Ama artık bu yolu kullanamayacağız sanırım, çünkü henüz 5 aylık ve şimdiden 4 kilo olmuş bile! Veteriner tırnaklarını zor kesti, çok kızdı ona Miço. Büyük bir kedimiz olacak! Şişko değil neyse ki :)

* Eve döndük, yemek yapıp bolca tıkınıyoruz, çünkü stadyumda yemekler kötü ve kalitesine göre pahalı. Üst baş bile değiştirmeden yola çıkacağız anlaşılan, old-time rocker gibi hissediyorum kendimi.

* Vapur süper. Vapurla metal konserine gitmek başka hangi şehir insanlarına nasip olabilir acaba? Çayımı da hüpletirim, hiç affetmem. Konser dürbünü burada çok işe yaradı, vapurun arkasından her yere bakıyoruz.

* Tembel ve evli barklı müzik dinleyicileri olduğumuz için gündüz gruplarını kaçırmışız. Kuyruğa girdik, saat 7'ye geliyor, Hayko Cepkin bile bitmiş. İçeri harala gürele giriyoruz, her zamanki yerimize yerleşiyoruz - her zamanki ehemmm- Diğer tanıdıklar da bizi bulur orada.

* Şu Sonisphere logosunun üzerinde bir sonraki konsere kaç dakika kaldığını geri sayarak gösteren saate bayıldım. Her baktığımda heyecan kaplıyor içimi!

* MANOWAR!!! Yihu. Tam bir kız sevinmesi oldu bu :) Geçen geldiklerinde izleyememiştim, şu an çok gazım, ve fakat ses sisteminde mi bir sorun var, bende mi?! Hiçbir şarkıyı nakarata gelene kadar algılayamıyorum.

* Evet, gerçekten ben hiçbir gitar riff'ini algılayamıyorum, vokalisti -lütfen- duyuyorum arada. Yine de sevdiğim şarkılar çıktıkça tepişiyoruz, tezahurat yapıyoruz, eğleniyoruz. Joey DeMaio'nun uzun ve mükemmel Türkçe konuşması hepimizi çileden çıkardı, gene coştuk ya, allah kahretmesin! Buradan bakınız...

* Other bands play, Manowar kills! Bu bir gerçek. Çok keyifliydi, çok iyilerdi. Daha uzun ve headliner olacakları bir konseri iple çekiyorum. Eşim tabii ki saniyesinde Manowar gazına gelip Rammstein'ı sildi kafadan. Ben hala alevli şovun etkisinden çıkamadım.

* Ve Accept. 45 dakika bekledik, kimileri yıllardır beklemiştir eminim. Şu an çevremde Accept'i ne adam gibi oturup dinleyen var, ne de bir şarkısını hatırlayan. Amcalar çok iyi ses çıkarıyorlar, o ne öyle!!! Bazı şarkıları da oradan buradan tanıdık geliyor bize amaaa... I-ıh. Duramayacağız. Çünkü aklım başka yerde :)

* Yıllar sonra tekrar Gizli Bahçe'deyiz! Eşimle tanıştıktan sonra İstanbul'da ilk görüştüğümüz yer. Anıları çok ve hoş, bu açıdan. Canım arkadaşım Gizem'in doğumgünü için geldik, iyi ki de geldik, herkesler burada! Eski dostlar, yeni sıcak insanlar. İçimden Gizem'in ne kadar şanslı ve içten biri olduğunu düşünüyorum; gelenlerden hiç tanımadıklarımla bile hemen sohbete koyulabiliyoruz.

* Çok kalamadık Gizli'de, ama kısa ve tatlıydı. Hediyem de beğenildi - sanırım :)

* Az müzik yorumlu, bol koşturmacalı bir gün oldu. İnternette bir sürü zaman geçirip, Cuma gününün yorumlarına ve videolarına baktım, yine geç kaldım uykuyla randevuma... Ve yarın dahası var! "Hail! Hail! Hail!" sesleri dönüyor kafamın içinde :) Ve bu hoşuma gidiyor...
* İşten erken çıkamadık. Stone Sour, Pentagram ve Alice in Chains'ın yarısı kaçtı.

* 3'ten sonra ofiste heyecandan oturamadım. Paso Ekşi Sözlükte içeri girenlerin yorumlarını okudum. Cumaları dolu olan Taksim servisine erken binip yer kapabilmek için ofisten 10 dakika erken çıktım. Ofiste üstümüzü değiştirdik, serviste şirketten konsere gelen kafa tiplerle sohbet edip eski konserleri yadettik.

* Stone Sour hakkaten kaçtı ya. Bir daha nereden denk gelecekler de burada konser verecekler...

* Alice in Chains'i Taksim'den aşağıya bir yandan hızlı yürür bir yandan elimizdeki tostları tıkınırken duymaya başlayınca bende nabız iki katına çıktı.

* Hmmm Alice in Chains... Aslında Layne Staley'den sonra (2002'de uyuşturucudan öldü) yeni vokale sarmadığımı söyleyebilirim. Ama festivl ortamına ısındık. Biralar gelsin, arkadaşlarla selamlaşılsın.

* Alice in Chains bitti... Sırada Rammstein var. Ve 1 saat boşluk.

* Rammstein için sahne kuruluyor. Yurtdışındaki sahne şovlarının kaçta kaçını burada yapmaya cesaret edeceklerini düşünüp duruyorum. Ne de olsa, pörnögrafi çizgisini pek seviyorlar. Sahne siyah bir örtü ile kapalı, gizem artmış durumda. Hava kararıyor. Beklendiği gibi yağmur yok.

* Yeni açık tribünde olduğumuz için yerleşim ya da kalabalıkla ilgili anlatacağım birşey yok. Yerimizde paşa paşa oturup, itişenleri izliyoruz. Saha içi için yaşlıyım ama bundan sonraki konserde bunu tekrar değerlendireceğim :)

* Motörhead tşörtüm süper. Ama siyah makyaj konusunda hamlamışız. Elektrik mavisi ojelerimi sürmeyi çok düşündüm bir gece önce, ve fekat tabii ki üşendim. Ofiste havalı olurdum gerçi...

* Dürbünümüz var. Süper bişey. Sahneyi herbir yeri görebiliyoruz. Ayrıca yarım dürbün gibi, tek göz için olduğundan kendimi Jack Sparrow gibi hissediyorum.

* Rammstein çıkıyor. Siyah perde hala kapalıyken vokal ve müzik hafiften başladı. Saha içinde çok fazla cep telefonu ile kayıt yapan var, uzaktan ateş böceği gibi çoklar. Saha içinde olsaydım beni sinir, hayır hayır deli ederdi. Bundan uzak olduğum için memnunum.

* Rammstein hala çıkıyor. Birden siyah perde düştü. Altından sahneyi hala tamamıyla kapatan dev, arkadaşlar DEV bir Alman bayrağı çıktı. Herkes herkes kudurdu, hepimiz çok gaza gelmiş durumdayız. Neden bilmiyorum! :)

* Bayrak da indi. Ateşler ve patlamalarla. Sanırım Rammstein herşeyiyle gelmiş İstanbul'a :)

* Bu sırada Alman arkadaşımız Kat'i bol bol anıyoruz. Buraya yazamayacağım bir esprisi sebebiyle... Off bu espriyi asla unutmamalıyım :DD

* Yukarda anlattığım girişi izlemek isteyenler buraya bakabilirler. Hayır, ben çekmedim. Girişten sonrasına tahammül etmeye uğraşmayın, ses kötü.

* Bayrağı toplayıp götüren minik adamcıklar var. Yani eğildikleri için pek minikler. Çok organize :)

* Yine Almanca öğrenmiş olmayı istiyorum. Rammstein'ı çok dinlemedim, ama çok çok iyiler. Ondan ayrı olarak, sahnede devamlı bir haltlar oluyor. Arkası dev ve ürkütücü bir fabrikayı andıran çok katlı bir stage kurmuşlar. Her yerden devamlı alevler patlıyor, fişekler uçuşuyor, solist elinde alev makinası ile orayı burayı yakıyor. Her şarkıda savaş çıkıyor sanki; dumanlar, dumanların arasından sızan spot ışıklarıyla ürkütücü güzellikte. Gülüyoruz eğleniyoruz.

* Sahneye -sahte- bir seyirci fırladı. Solist de (Till) onu alev makinası ile bir güzel yaktı. Dublör tamamıyla alevler içinde oraya buraya kaçıştıktan sonra, bir kenarda söndürüldü.

* Klavyeci (Flake) çok acayip bir adam. Demin Till ile kavga ettiler, Till onu koca pis bir küvetin içine koyup 5 metre yükseğe çıkarak - uçarak diyeyim - üzerine yanan bir sıvı döküp tutuşturdu. Flake küvetin içinde yandı, bitti, kül oldu. Sonra küvetten içeri atıldığında üzerinde olan siyah cübbe yerine yıldızlar gibi parlayan bir kıyafetle çıktı. Klavyesinin başına döndüğünde, artık onun için zemin yerine bir yürüyüş bandı vardı.

* Flake artık klavyesini yürüyerek, çoğunlukla koşarak çalıyor. Bant üzerinde. Manyak bu adam...

* Sahneden fırlatılan havai fişekler üzerimize doğru gelirken, ses kulelerinin orada başka havai fişekleri tutuşturup çok güzel bir görüntü oluşturdular. Hep gülüyoruz. Sanırım biraz da sarhoşum.

* Adını yazmasam iyi olacak şarkıyı çalıyorlar. Till bacaklarının arasına devasa bir hmmm... pembe bir... İşte ondan aldı. Tüm VIP'leri "köpüğe" buladı. Herkes yine kudurdu. Bayrakta yaşadığımız kudurmayı da bu şekilde açıkladım sanırım, "bu ne cüret" hissi insanı dellendiren. Devamında "Muhahahahaha iyi ki yapmışlar" oluyorsun.

* Düşünüyorum da, Metallica'yı Kreator'u Dio'yu (rahmetlik) ve daha pek çok grubu canlı izleyebilmiş biri olarak düşünüyorum da... Böyle bişey yok!!! "Paramızın hakkını daha ilk gecede verdiler, gerisi beleş yıh yıh" şeklinde bir laf geçiyor kafamdan.

* Sahneden indiler. Aslında kısaydı ama, değdi hakkaten. Ve inmeden önce, grubun sahnenin önüne gelip herkesin önünde saygıyla eğilmesi neydi o öyle. Bu hallerinden çok etkilendim. Seyirciye şovla gerçek hayatın çizgisini nerede çektiklerini gösterdiler, seyirciye nasıl gerçek bir çeşit saygı duyduklarını gösterdiler - Zira konser boyunca küfür, dayak ve sembolik olarak yakılmaktan kurtulamamıştık.

* Uzun bir haftasonuna güzel başladık. Eski günlerdeki gibi herşey...

İzleyiciler