kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Az sonra anlatacağım kedi kapısı meselesini dikkatle dinleyen (ama ne yazık ki pek anlayamayan) Miço



Ey sevgili blog camiası! Kedili blog camiası, ya da... Yardımınıza ihtiyacım var.

Salondaki balkon kapısına kedi kapısı taktırmıştım, birkaç ay önce. Şuradakinden.. Balkonumuz kapalı, yani su rüzgar falan girmiyor. Kedinin tuvaleti ile mama kabı da balkonda duruyor. Salondaki kapıyı aralık bırakıyorduk biz ve 1 seneyi geçkin bir süredir böyle mutlu mesut yaşıyorduk.

Ancak sonbaharda balkon kapısından bayağı soğuk girdiğini farkettik. Havalar iyice kışlamadan marangozu çağırıp kapıyı taktırdık. Önce kediyi zorlamadık, balkon kapısını da açık bıraktık. Tabii meraklı olduğu için yeni kapıyı kokladı, etti. Patisiyle vurdu. Bakınması bittiğinde "Bu ne işe yarar acaba?" suratıyla beni izlerken, kediyi kapının içinden itiverdim. Geçti. Sonra öte tarafta mamasını buldu, yedi. Böyle böyle alışacağını düşündük, velhasıl kelam bu kedi bu kapıdan geçmeye alışamadı.

Ödüller koyduk. İki tarafa da... Çağırdık. Anlattık. Bildiğiniz, çocuğa anlatır gibi anlattım ben. Yukarıdaki fotoğrafta da Miço, beni dikkatle dinliyooor dinliyooor ama anlayamıyooor... Arada geçmeye mecbur da bıraktık. Hatta becerip geçtiği de oldu, ama sürekli değil. En sonunda ben kapının hareketli kanadına alışamamıştır diyerek, kanadı tepeye bantladım. Ve konuyu geçici bir süreliğine kapattık, çünkü bunu yapabiliyordu. Yani kapının ortasında bir delik varken geçebiliyor, ama o deliği kapatan şeffaf bir "flap" varken geçemiyor.

Şimdi havalar yine ve yeniden soğudu. Bu sefer o kapıdaki delikten de soğuuuk soğuk hava üflemeye başladı. Yani balkon kapalı tabi ama izolasyon sorunu var. Öyle sıcak olmuyor. Haftasonu boyunca yine bir deneyelim dedim, ancak Miço gidip (tuvaleti var ya da acıkmışsa) kapıyı patilemeye başlıyor, aklı sıra patisiyle iterek geçebilecek. Olmuyor, çünkü kapı tam kapansın diye hafif bir manyetiği var, ağırlık yapan. Sonra kapının önünde bağırmaya başlıyor. Ben eşime bakıyorum, "Bekleyelim, belki başarır" diyorum. 2 dakika sonra bakıyoruz olmayacak, elimizle "flap"i açıyoruz, geçiyor. Başarısız bir haftasonu daha...

Tuvaletinin kapısı da böyle "flap" şeklinde, hareketli bir kanat var. Onu kullanıyor halbuki, ufaklığından beri hiç sorun olmadı. Tek fark o kapının hafif olması. Bir de renk farkı vardı,tuvaletinin kapısı ışık geçiren beyaz diye, yeni kapının "flap"ını yağlı pişirme kağıdı ile kapladım demin :P Bir de taze tabak yoğurt koydum öte tarafa. Yoğurdu gösterdim kapıdan uzatıp, koklattım. Deli oldu, yemek istiyor ama geçemiyor. Sonunda yine başa döndük, o geçemedi ben kapıyı açtım.

Nasıl öğreteceğiz biz bu oğlana nasıl kullanacağını şu kapıyı? Hayır, bir sürü şeye adapte olabiliyor, buna bi direnç tutturdu ben de anlamadım. Yahu bir akıl verseniz, ne güzel olacak :) Evde olmadığım zamanlarda geçebilsin diye şimdi kapıyı ya gene yukarı bantlayacam yine, ya da aralık bırakacağım...

Herkese şimdiden iyi haftalar diliyorum, bu vesileyle efenim. (Sesimi Bülent Ersoy gibi hayal edin burayı okurken :P ) Sevgiler.



"Dur bir saniye, Miço bu kapıdan mı geçemiyor şimdi?"
Evet, veterinere gitmeye karar verdiğimiz gün Miço'nun yumrusu kendiliğinden inmeye başladı. Tatlı düşünceli oğlumuz, veterinere o kadar para vermeye gerek yok, beni de yok kutuya koy, yok arabaya bindir, strese sokmayın, hiiiç uğraştırmayın dedi resmen. Kendi kendine halletti... Muhtemelen yumru da son seferde aşı yapılırken çok kıpırdandığı için başımıza geldi.

Bu arada ilk kez iPhone'dan post yazıyorum. 2 hafta önce eski telefonum ki o kadar da eski değildi iyice sapıtınca eşimin ısrarlarına ve instagram denen uygulamanın hoşluğuna dayanamayıp gidip bir iPhone aldım. O günden beridir de evdeki bilgisayarı bir kez açtım. Şu an sizlere O2 karayolunun Levent Viyadüğü mevkiinden sesleniyorum örneğin :)

Sevgiler, saygılar efem :)
Miço mini minicikken

İn-mi-yor! Miço'nun sırtındaki yumru inmiyor. Hatta bana göre hafiiifçe büyürken, eşime göre boyutları ilk günkü gibi.

Bu öğlen 3 saat boyunca koltukta miskince yatarken Miço ile, aslında sadece koltukta miskince yatmıyor, cesaretimi topluyordum: tırnaklarını kesebilmek için. Uzun bir kendini telkin etme, yapabileceğine inanma, eskiden tırnaklarını kestiğim anları gözümün önüne getirerek konuyu görselleştirme çalışması yaptım :) Tırnakları neden kesmek gerekiyor: 1. Yeni traşlatıp cilalattığım parkenin üzerindeki deriiiin çizgiyi görünce insanın içi gidiyor, evdeki o toz ve tiner kokusuyla geçen günleri hatırlayıp. 2. Yumru için veterinere gideceğiz ve Miço tabii ki veterinerde hepimizi paralayacak. Bari kısa tırnaklara maruz kalalım dedim. Bir de sabah sabah Dog Whisperer izlemiş ve hayvan profesyonellerinin işlerinin sahipler tarafından kolaylaştırılması gerektiğine karar vermiştim.

Bugün mü gitsek yoksa yarın eşim çalışmıyorken birlikte mi gitsek derken, şansım döndü, yarın hep beraber gidiyoruz. Çünkü korkuyorum: Kötü bir haber olursa kendi başıma almak istemiyorum ve kan alma vs gibi durumlar olursa da yine yalnız olmamayı tercih ederim.
Şimdi Miço tatlı tatlı öğlen uykusunu alıyor. Ben de gerginliği yarına ertelemiş biri olarak kuaföre gidip ellerimi ayaklarımı bakıma alacağım, biraz rahatlayacağım. Akşam dışarıda eşimin dönüşünü kutluyor olacağız bir aksilik olmazsa.


Uzun Not: Joanna Godard'ın blogundan güzel bir aktivite. NY'ta etekle bisiklet süren Danimarkalı kadının polis tarafından durdurulmasından sonra, etekle bisiklet sürenlerden güzel bir eylem. Özgürlükler için! Go team riding-bikes-while-wearing-skirts!

Kısa Not: Sivas Katliamı'nı unutmadık! Çok çok acı....

Şu an çok moralim bozuk. Miço'nun sırtında 5 gündür sebebini bilmediğimiz bir yumru var ve henüz hiç inme belirtisi göstermedi. İlk farkettiğimizde önemsemedik ancak geçmemesi sinir bozucu oldu, ve ben üzerine düşündükçe şişliğin aslında Miço'nun son aşılarını olduğu yerde çıktığını farkettim. Ve tabii ki google'a danıştım, gördüklerim çok moral bozucuydu.

Zaten yabancı sitelerde sık aşılanan hayvanlarla ilgili çok sinir bozucu iddialar okuyordum: Bunların tümünün sektörün saçmalaması olduğu ve bu toksik maddeleri alan kedilerin özellikle de allah korusun kansere yakalanabildiklerine dair. Kuru mama ve aşı, beni korkutan iki şey. İkisine de bağımlıyım. Miço resmen ağzımızın içinde yaşıyor, öpmek birlikte uyumak, bunlar hayatımızın bir parçası olunca mecburen aşılar da öyle oldu. Kist aşıları, iç dış parazit işte hepsi düzenli oluyordu.

Ama son aşı maceramız çok çok kötüydü, çok. Veterinerimiz eve geldi, çünkü bebeğine bakmak için kliniğini kapatmıştı ve evimize gelebileceğini söylemişti. Bence bir sorun yok ancak Miço tanıdığı ve çok iyi bildiği bir yerde sonuna kadar savaşıyor, asla teslim olmuyor. Tam 45 dakika 3 yetişkin, kediye aşıları vuramadık ve o arada çok stres oldu bebeğim. Çişini kakasını altına kaçırdı. Bağırdı, saldırdı, ısırdı. Klinikte olsa böyle olmazdı, şaşkınlıktan bir şekilde teslim oluyordu.

Şimdi aşısının yerindeki yumruyu görünce en iyi ihtimal stresten kendini kasıp orada aşıyı çevreleyen bir doku oluşturduğunu düşünmeye başladım. Ama aslında hayvanlarda böyle bir durum yaşanıyor mu, hiçbir fikrim yok hatta bunu ben uydurdum diyebiliriz.

Bugün başka bir veterineri aradım çünkü artık kendi veterinerimize kızgınım. Adam, 3-4 gün yumruyu alkolle silmemizi ama düzelme olmazsa mutlaka görmesi gerektiğini söyledi. Fakat ihtimalleri hiç konuşamadım, ne olabilir nedir diye.... Tabii sonra google'da gördüklerim okuduklarım, beni dibe çekiverdi.

Siz aşılar hakkında ne düşünüyorsunuz? Kediniz ve köpeğinizin aşı takvimine ne kadar sadıksınız? Ve endüstriyel kuru mamalar, kedinizi sadece bunlarla mı besliyorsunuz, kendi yediklerinizle mi? Hiç böyle bir yumruya rastladınız mı evcil hayvanınızda? Eğer bildiklerinizi benimle de paylaşabilirseniz, çok sevinirim... Yakışıklı oğlumun da selamı var.
Herşeyi ama herşeyi ısırmayı deneyen Miço

Aslında çok eskiden başladığım bir posttu bu. Herhalde 5-6 aydır oralarda bir yerlerde duruyordu. Bazı kedi sahiplerinin aynı bizim gibi naif bir düşünce içinde olduklarını biliyorum. Aslında yavruşların ortaya çıkmaya başlamaları yakındır, biraz da o yüzden postu tekrar ele aldım. Bilgilendirici post hesaaabı... "Kediler diş mi döker" diye sormayın. Hem de sapır sapır dökerler...

Miço'nun bebeklik (ya da süt) dişlerini döktüğü dönem bir acaipti. 4 aylıkken falan başlayıp koca birkaç ay boyunca sürdü . O aralar bir süredir miniklerin yerini büyüklerin aldığını gözlemliyorduk. Kollarımızda, bacaklarımızda ve esnediği zaman verdiği enfes ağız içi görüntülerde :) Ancak iş öyle bir noktaya geldi ki, yerlerde üst üste dökülmüş dişler bulmaya başladık.

İlkini ben koridorda bulmuştum. Büyükçe bir diş. Keşke fotosunu çekseydim... Çok şaşırdım tabii çünkü kedilerin bebek dişlerini genellikle yuttuklarını ve tuvalete postaladıklarını duyuyordum. Sonra koltukta, halıda orada burada birkaç diş daha buluverdik.

Dikkat edilmesi gerektiğini ise şu olay bize farkettirdi: Bir Pazar öğleden sonrası eşim yatakta Miço ile ısırmalı oyunlar oynuyordu. Çarşafın içine elini sokmuş, Miço'ya hareketler yapıyor, Miço da sürekli elini ısırıyordu. Birden bembeyaz çarşaf kana bulandı. Panikledik, eşimin eli mi kesildi, kedinin ağzına mı birşey oldu (ağzının ayrılması falan gibi çok bilimsel bir hastalık.. gülmeyin, latince adı bile var :P ) Eh dişi bulmamızla konu aydınlığa kavuştu. Dişi oynarken eşim yerinden çıkarmış, diş eti de bayağı bir kanamıştı...

Merak edenler için: Bizim gibi kedinin dişinin yeri bir süre boş kalmıyor, hemen arkasından yeni diş gelmiş oluyor..

O yüzden kedi almayı planlayanlara sesleniyorum: Kedilerinizin diş dökme zamanında çok fazla ısırmalı oyunlar oynamayın. Diş elinizde kanlı bir top halinde kalabilir :)


Herkese keyifli pazarlar!

Geçenlerde Miço ile şöyle ortalığı sallayacak bir çekim yapalım dedik. Hazırlandık, tüylerimizi tarattır-ma-dık, penguenle yatağa atladık. Penguenleyken çekimimiz daha bir rahat oluyor, atlamalar hoplamalar ısırmalar derken, havaya giriveriyoruz.

İşte Miço'nun en sevdiği dekoltesi gerdanı ve bebekliğinden beri kendisine kankalık etmiş olan Penguen'i ile şuh bir poz!




Kedi sen istemesen de tezgaha çıkmayı sürdürebilir..
Evdeki misafirlikler hiç bitmeyecek gibi gelebilir...
Akşamları eve dönüş yolu hiç geçmeyecek gibi görünebilir...
Pilatesten kaytarmak bazen her şeyden tatlı olabilir...
Almak için uzun aylar düşündüğünüz fotoğraf makinasını keşfetmek için motivasyon bir türlü gelmeyebilir...
Sabah erken kalkmalar bir türlü bitmeyebilir...
Arzuladığın gibi bir terfi ufukta hiç olmayabilir...
Çocuk yapmak çok korkutucu görünebilir...
Tayland tatilinin planı kendi kendine bir türlü oluşmayabilir...
Eve koşturarak geldiğinde yemek kendiliğinden pişmeyebilir...
İstediğin gibi bir proje çeşitliliği hayal olabilir...

Üzerine şöyle bir köpüklü kahve içmeye ne dersin? Ohh.

Kedimizin ismi kolay ve anlaşılır, ama yine de sürüsüne bereket lakabı var. Paylaşmak istedim. İşte Miço'nun lakapları:
  • Miçoma
  • (Alman arkadaşımızın taktığı) Miçi
  • (Kuzenimin henüz konuşamayan kızının söyleyebildiği) İçço
  • Muçaça
  • Muçuka
  • Oğlum, oğluşum
  • Sarı p.pi çamaşır ipi (kısırlaştırmadan önceki haftalarda gündemimiz biraz değişikti)
  • Kuşum, balığım
  • Kedik
Bu kadar farklı isimle seslenmemize rağmen, Miço adını her duyduğunda bakar... Eee pardon, eğer canı isterse bakar :)

Zat-ı muhteremin bir de şarkısı var. Kendisinin hiçbir katkısı olmamasına rağmen, şarkı artık onunla bütünleşti. Hızlı ya da yavaş versiyonları var bu şarkının ve kedimizi özlediğimiz, onunla eğlendiğimiz zamanlarda söylüyoruz (nedense). Ya da örneğin ben mamasını değiştiriyor ya da kutusunu balkona koyacağımı söylüyorum, eşim kediciğimize acıyıp kararımdan vazgeçmem için şarkısını söylüyor...

Miço bazen de bizimle konuşuyor. Nasıl mı?
Bir gün tezgahta salata yapıyordum ve Miço çılgın bir şekilde yanıma geldi. Miyavlamaya başladı, bir şeyler istediği belliydi. Öyle sabırsızdı ki, elimde ne varsa sırayla koklatmaya başladım, belli mi olur belki istemiştir diye. Soğan, ıııımmmpf burun kıvırdı. Domates, hmmm belkiiii.. Ama değil. Marul?! Marul mu haayır. Ama hala miyavlıyor, hala ısrar ediyordu. Artık dayanamadım ve en iyisi kendisine sorayım dedim. Aramızda şöyle bir mono(diya?)log geçti:

Ben:-Asla istemeyeceğini bildiğim halde- "Miço soğan mı istiyorsun? "
Miço: -Çok kısa ve sert bir şekilde -"Ma!"
Ben: "Domates?"
Miço: "Ma!"
Ben: "Yemek?"
Miço:"Ma!"
Ben:"Tavuk?"
Miço:"Ma!"
Ben:"Su? Miço su mu istiyorsun?"
Miço: -Kıvrak bir a ile ve kafayı eğerek "Maaaaaaaaaa"
Ben:"Su mu istiyorsun gerçekten?"
Miço: "Maaaaaaaaaaa"

Miço az sonra ona verdiğim suyu kana kana içti. Bana da içimde benimle konuşmuş olabileceğine dair derin bir şüphe bıraktı...

Bazen koridorda karşısına aniden çıkarız, banyo kapısını açmayız ya da işte, topunu istediği gibi atamayız. Bir şikayet allahım, bir şikayet. Homur da homur, homur da homur. Söylenir gider. Azarlar resmen bazen :)

Beni ne kadar ısırsan da, babandan ne kadar kıskansan da Miço seni çookk seviyorum.

Havanın yağmurlu olması, kaloriferlerin yanması, ekmeğin üzerinde nutella olması ve bir evin kedili olması ne de güzel bir-şey-dir.

Kısa postu büyük fotoyla tamamlayarak kaçıyorum. Uykuya dalmadan önce Kaptan Jack Sparrow'u okulunda isyan çıkarmak için mektupla çağıran küçük kızı düşüneceğim sanırım. Pofuduk yorganların ve buluttan düşlerin arasında...


Çalışmanın beni pek mutlu ettiği günler bunlar. Ofiste hırka giyiyorum!!! Öylesine köklenmiş bir klima düzeneği ile karşı karşıyayım. Tutulup kalmamak işten değil.

Oğlumuz kedimiz ayı gibi oldu. Hangi macerasını anlatsam bilemiyorum. Büyümesi yavaşladı - neyse ki - ayrıca olgunlaşma namına bazı emareler de görülüyor. Aynı bir çocuk gibi; yakın zamanda başka bir tantrumu, ergenliği (!) ile uğraşmak zorunda kalacağız. Kaldı şurada 1 ay en fazla...

Yatak odasında da kediyle hakimiyet savaşları sürüyor. Artık bazı sabahlar üç kişi uyanıyoruz. Gece Miço yaramazlık yaparsa -uykumda bacağımı ısırmak gibi- yataktan atıyorum, yerde yine yanı başımızda uyuyor. Geçen Cumartesi sıcağın da etkisiyle kendimi öğle uykusuna bırakmıştım;Miço da bana eşlik etti, şahaneydi. Ayaklarımın dibinde uyudu, uyudu uyudu...

Tabii bu hakimiyet savaşlarının baştan kaybedilmiş olduğunu söyleyeniniz çıkabilir. Zira eskiden Miço'nun yatağa girme izni de yoktu. Alan açma konusunda mükemmel ve örnek alınası davranışlar sergiliyor, elim kolum bağlanmış bir şekilde ama takdirle izliyorum :P

Uyku bu aralar haram herhalde. Gecede 3-4 kez uyanıyorum, sıcaktan, vantilatörün sesinden, zavallı yorgun kocamın homurtularından... Serviste pelte gibiyim. Sabah şirkete vardığımızda araçtan inince, 3-5 adım neredeyim nereye yürüyorum idrak yok, o derece pelte.

Uzunca bir yazamama arası vermiştim. Yetiştirmem gereken bir proje vardı, mesai yaptım bir ay boyunca. Şikayetçi değilim, ekmek parası. O arada yazılacak şeyler ve ifade edilecek duygular birikse de, elimden gelmedi bir türlü.

Sizinle aramızı tekrar ısıtmak için Miço'nun bir fotosunu paylaşayım dedim ama dandik Vista bir SD kartı bile okuyup gösteremedi. Hayret bişey.

Herkese iyi uykulaar! En azından Atlantik'in doğu yakasındakilere :)
Kedimiz olur da vukuatları eksik kalır mı... Anlaşılan bu yazıların hatırı sayılır bir kısmını Miço'ya ayıracağım bundan sonra.

Akşam eve yağmurları selleri aşarak geldiğimde, manzara hiç iç açıcı değildi. Evin durumundan ziyade eşimin suratı binbir şekle girmişti diyelim. Meğerse kedimiz pencerenin kenarındaki güzelim saksımı devirmiş, tüm gün kendisine aktivite olarak da o toprakları yaymayı bellemiş. Çiçeğin dallarını yapraklarını parça parça ettiği yetmiyormuş gibi, çıkan toprağı da halıya iyice sürmüş. Ortaya çıkan bitkisel karışımı da yerlere ve halıya yedirmek suretiyle görevini ifa etmiş.

Ben tabi ki biliyordum bir gün o saksının ineceğini ama, gittiği yere kadar teknolojisini kullanmak istedim açıkçası. Burasıymış meğer o çiçek için yolun sonu :/ Ama olan akşam yorgun argın gelip de evi o halde bulan sevgilime oldu.

Eve vardığımda eşim bir esmiş gürlemiş, kediyle iyice dalaşmıştı. Odasında cezalı takılan pisicik bir yanda, ortalığı temizleyip çamaşır sulayıp "halıyı nasıl çıkarıcam" diye düşünen eşim bir yanda... Halıya da ben el attım, eşim gelip gidip sinirini kediye homurdanarak gösterdi, olay bitti.

Ama tabi Miço ile tekrar içli dışlı olmak hemen istemeyen eşim, çalışma odasında takılan ben; kedinin tepişme ve oyuna devam etme isteklerini tatmin edemedik. Baktım şimdi, bizden hayır gelmeyeceğini anlayınca uyku için yerini hazırlamış bizimki. Onun için de en eski battaniyesini seçmiş.

Havalar ısınınca battaniyesini çok sıcak olmasın diye bir kenara tıkıştırmıştık. Şimdi Miço gitmiş o bayıldığı daracık köşede yerini yapmış fosur fosur uyuyor. Muhtemelen uyandığında canımızı çıkarmak için gerekli enerjiyi topluyor :)



Hayatta tahmin edemezdim bir gün bir kedim olacağını! Ama işte var!!! Benim bir kedim var. Yihhuuu!!!

3 aydır "Şimdiden yazarsam şurdaki gibi rezil olabilirim" endişem sebebiyle yazamıyordum. Ama deneme süreleri vsler bitti çoktan, balayı da geçti. Artık ben bir kedi anasıyım :D

Oğlumuz gezegendeki en yakışıklı kedi bence. Ayrıca hep de istediğim gibi sarmanın teki. Annesi balkonun altında yavruladığı zaman, sapsarı yavruları gördüğümde bunun bir işaret olabileceğini düşünmüştüm :)

Kısaca kendisinden bahsedeyim:

Çok temizdir. Eve ilk getirdiğimizde kumunun kokusu yabancı geldiği için tam 2 gün tutmuştu yavrum tuvaletini. Sonra eşim de ofisindeki kedinin kumundan getirip karıştırdı, kokusunu tanır tanımaz hemen gelip yapmıştı.

Sabahları çok dakiktir. Yatak odasından saatimin alarmını duyar duymaz kapının önüne gelir ve miyavlamaya başlar. Hem de öyle böyle miyavlama değil, bence konuştuğunu düşünüyor, kesik kesik kelime söyler gibi miyavlar. Dayanamayıp açarım, hemen guruldayarak içeri girer, sevilmek ister.

Veterinerinin söylediğine göre, çok büyük bir kedi olacakmış :) Öyle hızlı büyüyor ki, 23 Nisan'da tatile gittiğimizde 3 günde bile tipi değişmişti.

Çok meraklıdır. Sanırım her kedi gibi. Her tıkırtıya fışırtıya kıpırtıya kulak kabartır. Gider bakar, gerekirse pati atar.

Fazlasıyla enerjiktir. Evinde şu ana kadar 3-4 kedi yetiştirmiş bir arkadaşım, bunun kadar oyuncu bir kedi görmediğini söylemişti. Isırır da terbiyesiz. Ama zarar vermez, biraz çizer. Büyüyünce geçeceği hayali ile yaşıyorum, başka türlü terbiye edemedim :/

Bana hayvanları "gerçekten" sevebilmeyi öğretmiştir. Bu güne kadar uzaktan, dokunmadan hayvanlara karşı iyi duyguları besleyerek (ama uzaktan) geçti hayatım. Şimdi gördüğüm her kediyi tutup sıkmak, evi yavru köpeklerle doldurmak, 8-10 kedi daha bakmak istiyorum.

Hep çocuğumu evcil hayvanın olduğu bir evde yetiştirmek istemiştim. Ama tabi bunu yapabilmek için insanın önce kendisinin bunu becerebilmesi gerekiyor değil mi :)

Çok mutluyum kararımdan. İnşallah Miço da öyledir. Evimizin yeni ferdi, genç adam! (oldu bile)

İzleyiciler