Tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dün gece TV'de zaplarken birden tanıdık bir figür gördüm ve koltukta hoplayıp zıplayarak eşime kanalda durmasını söyledim. Kimdi dersiniz? Tabii ki Aslan Adam Vincent!!! Bu dizinin varlığını bile unutmuşum, görünce birden nasıl sevindim anlatamam.

Güzel ve Çirkin'i izlediğim zamanlar kaç yaşındaydım bilmiyorum ama en fazla ortaokulda olmalıyım. Başlama saatine kadar uyanık kalma iznim olduğunu ve sonuna kadar da yalvar yakar durabildiğimi hatırlıyorum. Ah çok hastasıydım bu dizinin ben.

Catherine'le Vincent'ın asla kavuşamaması, Vincent'ın sürekli kendi kafasına göre belirip sonra da ortadan kaybolması, geldiğinde de genelde Catherine'in hayatını kurtarması. Bunlar her genç kızın izlemeye bayıldığı klişe formüller :) Zaten hatun kısmının sürekli arayan, ne zaman nerede olduğu belli olan tiplerden hoşlandığı nerede görülmüş!

Vincent'la Catherine sürekli sarılırlardı bi de. Çünkü sarılmadan pek ileri gidilmezdi o dizide sanırım, yanılıyorsam düzeltin. Beni de sinir eden bişeydi bu, çünkü öpüşme olayını falan yeni görmüşüz sinemalarda. Bekliyorum bekliyorum, Catherine'in günlük yaşantısı bölümleri falan umurumda değil, geçsin de Vincent çıksın diyorum, ama Vincent geliyor bir türlü olaya giremiyor. Ah çok çekingendi bu Vincent, altın kalbi varıdı.

Tabi dün izlerken farkettim ne kadar çok etkilendiğimi... Mesela uzun saçlı, cüsseli rakçı çocuklar durumu. Hahahahah anlatırken acayip geliyor ama kocam da bunlardan biri. Sadece artık uzun saçlı değil :) Hatta oldum olası sarı kedileri sevmemi de diziye bağladım birden. Eşim de "Aaa Vincent Miçoymuş" diyerek, benzerliği onayladı.

Twilight serisinin neden tuttuğunu da (en azından benim tarafımda) izlerken iyice bir anladım. Bir yanda canavar, bir yanda kırılgan kız, canavar kızı hep koruyor, aşıklar ama birleşebilecekler mi, birleşseler bu birliktelikten nasıl bir meyve-ül kebür çıkacak! Ne Güzel-Çirkin masalıymış kardeşim, az ekmek yemediler bundan. Gerçi Twilight'ta kimin güzel olduğu Bella tarafından içten içe sürekli tartışılan bir konuydu heheh :)

Bu masalın altından ne çeşit bir bilinçaltı dayanağı çıkacağını merak ediyorum doğrusu. Masalları ve bizde dokundukları yeri yabana atmamak lazım. Güzel ve Çirkin masalına olan bu sevgimizi açıklayabilecek biri varsa da bu platforma davet ediyorum!

Not: Ehem, kuzen, kimse cevaplamazsa bari sen bişey çiziktirirsin...

Vincent Edward kolkola, nice mutlu haftasonlarına!
Aşk-ı Memnu' nun finali için bu akşam Pina Bausch'un Nefes'ini ektiğime inanamıyorum. Bir daha dizi izlersem beni uyarın. Bütün kış bu saçmalığa her Perşembe -merakla- tahammül edebildiğime inanamıyorum.

Güzeldi aslında, yaşanmamışlıklar, ifade edilememiş duygular, kızgınlıklar ve Firdevs Hanım + hesaplarını düşünülünce keyifle de izledik. Fakat an itibariyle final için sarfettiğim lafları burada yazabileceğimi sanmıyorum, terbiyelerimiz müsaade etmez.

Beklerdim ki;

* Adnan sonunda kendini ifade edebilsin. Aylardır evin içinde anlayamadığı o dönüp duran olaylardan hissettiklerini kelimeleriyle ifade ede ede akıtsın.

* Behlül, Bihter ve Adnan bir kez yüzleşsin. Senaristleri mutluluktan coşturacak sahnedir bu derdim hep, kaç bölümdür bekliyordum. Bu mudur?! Önünüzde patlayan bir silaha bir adım dahi atamaz mısınız? O eve nasıl ambulans çağırılır? Bir insan nasıl elinizde ölür? Bu kadarcık mı?

* Nihal... Behlül'le son bir kez göz göze gelebilmesini dilerdim. Eee halinden anladığım kadarıyla kendisi de dilerdi bunu :P

* Behlül'e kemale ermiş, Kadir İnanır olmuş, saçı sakala karışmış, kendinden nefret eden adam havası vermeyeceklerdi! Bunun sonu bildiğimiz üzere bir balıkçı kasabasında Perihan Savaş ile mutluluğa ermektir. Behlül o toprakları ağzına yüzüne sürecekti, utancından vicdan azabından bir gram okuyamadım ben yüzünde. Yoksa Kıvanç kardeşimizin daha çok fırın ekmek ve hatta fırınların kendisini de mi yemesi gerekiyor?! Aaa yoo yoo, o kadar yemesin, yanları çıkabilir!

* Beşir'in sadece final değil tüm dizi boyunca en büyük gerzek olduğunu düşünüyorum. Ha son bölümlerde sanrılarından dolayı dakikada bir karar değiştirdiğini varsayarsak, bir mantığa oturtabiliriz. Ama değilse de bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Ya konuş ya sus be adam.

* Matmazel'in Adnan'ın yüzüne "Behlül ile Bihter" diyebilecek cesareti artık bir an olsun bulabilmesini dilerdim. Gitti gene "Behlül Nihal'i aldatıyor ama bilemiciim tam kimdir nedir" tribine girdi yaa. Ha belki sahnenin görünmeyen kısmında demiştir ama istedim ki ağzından duyabilelim. Bi cesaret Matmazel!

Beğendiğim bişey: Nihal! Ne şanslı kızsın. Yaslanacak dağ gibi bir baban var şu hayatta. Ben sanırdım ki Ednan'ın kalbi tekleyecek, Nihal aileyi çekip çevirmek zorunda kalacak. Ama yook, Adnan ki bunu nasıl atlattı. Atlatmış görülebiliyor ya da... Toparlanmış, çocukları için planını yapmış, uygulamaya koyuyor. Hemen, anında, sapasağlam. Hayran kaldım, inanamadım. Anne-baba olmanın nasıl da zor olduğunu okudum gözünde adamcağızın...

Of neyse, bitti artık. Kurtulduk. Dizi izlemek ne bela bişeymiş. Aman iyi ki bitti. Üzgünüm Pina teyze :)




Ev hanımlığımın ilk günü :) Normalin aksine erken kalktım, hemen sanal tarlama bişeyler ektim. Sonra biraz tv izledim, markete gittim. Çamaşırları makinaya attım, panjurları açtım, kurumuş çamaşırları topladım. Sabah sabah baharat rafı sinirime dokundu, onu düzelttim. Eşime hediye aldığım nutellayı üzerine not yapıştırarak rafa yerleştirdim. (Speşıl okazyon) Kahvaltı ettim, annemi aradım, babamla konuştum, eşimi aradım. Şimdi de oturmuş, çayımı içerken Ayı Grylls'in The Ultimate Survival'ını izliyorum. Amazon'da ve oldukça bıkkın görünüyor. Bak gene gaza geldi, hayret bişey. Keşke Deadliest Catch de olsaydı, yengeç avcılarının hastasıyım.

Öğleden sonra bankaya giderim. Keyfim yerinde, bi Türk kahvesi de yakışır aslında :)

Not: Yapılacak işler listesi hazırlamayı unutmamalıyım. Zilyon tane iş var düğün için yapılacak ve nedir onlar halen bilmiyorum. Umarım liste yaparken ortaya çıkarlar!
Bu dizi neden büyük olaylar yaratmadı, anlamıyorum. Gördüğüm en tuhaf dedektifin olduğu polisiye kesinlikle bu. Ne Mavi Ay, ne CSI'lar ne Without a Trace. "Gördüğüm en tuhaf dedektif" dediğim şey ise, bir kadın, fazlasıyla normal bir kadın, Brenda Leigh Johnson. Tuhaflık ise bu düpedüz sıkıcı kadını acayip cinayetlerin, garip davaların ve bir büro dolusu birbirinden kurt polisin ortasına koyduğunuzdaki kontrastta ortaya çıkıyor. Brenda, bana kalırsa tam bir şaşkın ördek yavrusu gibi duruyor herşeyin ortasında.

Ancak işinde inanılmaz tabi. Adamları o davaları çözüşüyle bir sıraya dizdi ki, görmeniz lazım. İnsanları inanılmaz okuyabiliyor. Fakat gene bu kadın, 3lü cinayet vakasına acilen çağrıldığında, kahvesini arabanın camına yanlışlıkla boca etmekten, arabayı o halde çıkarayım derken birinin tamponunu dürtmekten ve o sinirle cep telefonunu düşürüp kırmaktan geri kalmıyor. Ya da odasına döndüğünde şeker krizini bastırmak için çekmecesini açıp, bütün kekler ortaya dökülünce amirine o halde basılmaktan falan :]

Polisiyelerdeki karizma kadın formatıyla da alakası yok: Pembe etekler, tatlı uçuşan blüzler. Yukarıda gördüğünüz gibi yani :] Ama işinde öyle detaycı ve saplantılı ki, pek çok şeyi bunlara feda edebiliyor. Buna ev düzeni, çocuk koca moca da dahil. Erkeklerle ilişki kurmakta da tam bir şaşkın. Tabii tek başına Brenda'nın varoluşu değil, davalar ve onları çözüş şekilleri de tadından yenmiyor.

İzleyin derim. İlk görüşte kendisine "torpilli","kiminle yattı da buranın başına geldi bu", "çömez" muamelesi çeken bir sürü insanın suratına her bölümde yumruk gibi davaları çakmasına bayılacaksınız. Ben bayıldım :]

Go Kyra Sedgwick!
PS: Bu arada yazarken farkettim ki, aynı olay Fargo'da da vardı. Yazmak iyidir demiştim işte...

İzleyiciler