Zamanda bu kadar atlama olmasaydı daha güzel olurdu, ama işler öyle yoğun ki ne foto çekebiliyor ne de hamileliğimi dokümante edebiliyorum :(

Her hamilenin iş hayatında başına gelen bir şey sanırım, tam gebelik haberini aldığımda çok ağır bir projeye verildim. Çevremde bunu yaşamayan kadın yok gibi. Tamam iş yerleri bunu bilerek veriyor demiyorum, ama yani nasıl bir denk düşmeyse düşüyor...

Evden mesailer, ofiste mesailer, ofisteki kalitesiz mesai yemekleri vs derken, artık toparlanmam gerektiğini düşünmeye başladım. Bir de yeni bir programlama dilini sıfırdan, yardımsız ve hiç dokümantasyon yokken öğrenmeye çalışmak ruh halimi çok örseledi. Yani nefret ettim, kendime kızdığım bıktığım ağladığım bir süreç oldu. Hala da iyi gittiği söylenemez ama ben biraz oluruna bıraktım sanırım... Bir de işe yeni başlayan, her lafımı iş ortamlarında ağzıma tıkan, yeri gelince beni terslemeyi bilip ona bişey öğretirsen sadece sana iyi davranan, ama karşılığında seninle bir gram bilgi paylaşmayan, sonra senin verdiği bilgi ile bir iş yapınca hayatta sana referans vermeyen, gözünün içine baka baka senden bahsetmeyen, hırs küpü, itici, tam bir Akrep kızı ile uğraşıp durmam da cabasıydı. Yani arkamdan neler konuşuyor, milletin gözüne girmek için ne kadar ileri gidebilir... Bunların ucunu falan hep bıraktım, ne halt ederse etsin lanet olsun moduna geçtim... 9 senedir bu sektördeyim, böyle anlaşamadığım geri zekalı bir insan görmedim. Söylediğim herşey mi kötü anlaşılır... İçin kötüyse kötüye yoruyorsun tabii.

Bir de bu hafta sonu vücudum da ilk yorgunluk sinyalini verdi. Müşteriye gitmem gerektiği için servis kullanamıyorum. Yani bir servis var ama vücudum ağırlaşana kadar köprü trafiğine girmeyeyim dediğim için kullanmadım. Son 4 senedir 6da çıkıp trafik yüzünden 8 küsürlerde eve varmaktan gına gelmişti. Metrobüs-metro yöntemini kullanıyorum 2 aydır müşteriye geliş gidişlerimde. Metroda merdivenlerde herkes dikilirken tırmanıyor, iniyor; tatlı bir koşturma içinde oradan oraya zıplıyordum. Ancak dediğim gibi, yorgun hissetmeye başladım artık. Bu kadar erken yorgun hissetmem normal mi onu da bilemedim. Ama sanırım vücudumun sesini dinleyeceğim...

Dün gece önce beni endişelendiren kramplar yaşamaya başladım. İnternete baktığımda genişleyen rahimden dolayı olduğu söylenince biraz rahatladım. Yine de insan bir duraklamak, bir yavaşlamak istiyor, bu sabah metro basamaklarını hoplaya zıplaya çıkmadım netekim.

Bu arkadaş da şikayet etme moduna geçmiş diyebilirsiniz... Hakkaten ayların birikintisi. Anlattıkça rahatladığımı ve bazen de olaya farklı açılardan baktığımı farkettim. Özellikle şu yeni gelen kızla ilgili kendimi çok kasmış, sorunun bende olduğunu düşünüp her gün farklı davranış denemiştim: Melaike olmak, hiç bulaşmamak, sadece soruları yanıtlamak, hep iletişimde hep kollayıcı olmak... Hiç biri işe yaramadı, ama keşke bu kadar uğraşmasaymışım. Kendimi gereksiz yere üzdüm, zorladım. İş zaten stresli bu ara, bir de onunla uğraşmak cabası oldu. Allahından bulsun diyorum, ama iş hayatında kim ne bulmuş şu ana dek, sesini çıkarmayıp bu davranışları sineye çekenlerin ne zaman sağ kaldığı görülmüş, belli :)

Aslında bu streslerden sıyrılabildiğimde, mutlu sıcak ve normal hissediyorum. Hamileliğin çok şükür ki zorluklarını pek yaşamadığımdan, tahtalara mı vurun nedir, genelde neşeliyim. Şikayet bulutunun arkasında sağlığından, yaşantısından memnun bir ben var yani :)

Şu ana kadar ne kadar güzel ki hamilelikle ilgili bir sıkıntım olmadı. Sadece doktorumun beğendiği kilonun üzerinde kilo aldım. 54,6 ile başlamıştım, 1.68 boy ile. Yani gayet fittim :P Fakat bulantı vs de olmayınca, ama iştah birden artınca kilolar da gelmeye başladı. Doğrusu şikayetçi değilim, aynada kendime bakınca hala güzel buluyorum :) Bacaklarımın çarpıklığı geçti mesela eheheh :) Şu an evdeki tartı 63 gösteriyor ama o bozuk, ben ona inanmıyorum bi de :)

Artık günlük içerden kıpırdamalara alıştım, duyamazsam endişelenir oldum. Pek hoşuma gidiyor doğrusu, insan doğumdan sonra nasıl o kıpırtısızlığa alışır bilemiyorum. Babası da kızımın tepişmelerini dışardan hissedebiliyor artık.

İsim konusu çok zormuş. Bir de arada evi boyattık biz. Ağırlaşınca yapamayacağım diye, 4 senelik badanayla oturuyorduk, el mecbur o karda kışta badana yaptırdık. Ben kuzenimde kaldım birkaç gün. Eşim perişan oldu, bütün kabasını temizliğin o yaptı, sonrasını temizlikçi halletti.

Bebek odasına mobilya da beğenmiştik. Ama şimdi oradaki tek yatak işimize yarayacak diye odaya mobilyanın sığmaması söz konusu. İnsan da bir bebek odası takımı özeniyor yani, tamam ilk aylar yanımda yatıracağım ama şöyle bitmiş bir odayı da döşemek görmek istiyor... Bilmiyorum, bu konuda fikirlere açığım...

Ha evet, bir de kızım oluyor :)
Yaklaşık 3 hafta önce tutmaya başladığım notlarımı hızlıca sizinle de paylaşmak istedim. Elimdekilerin tümünü yayınlayınca "kasetten canlı" yerine canlı yayına geçebiliriz diye düşünüyorum :)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zaman gerçekten hızlı geçiyor. Ama bazen de hiç geçmiyor :) Neredeyse 3 aylık olduğumu düşününce, "vay" diyorum, bu sürekli önüme koyduğum "tehlikeli zamanlar bitsin de bi" eşiğine çok yaklaştım. Ama tabii ben kendimi bilirim. O bitince önüme başka bir eşik koyacağım, zaten doktorumun dediği gibi, "bundan sonrası hep beklemek"..

Geçen haftaları şöyle bir özetlersem... Temmuz'da Bodrum'daydım. Sabırsız ve aceleci bir insan olduğum için, bebek konusunda "hadi" dedikten sonra, sadece birkaç deneme bile, bende "hah şimdi bi de tedavi mi göreceğiz" hissi yaratmıştı. Ama bir yandan da yaşım gereği (34) olayın her yola girebileceğini düşünerek, etrafımda pek kimseye de planlarımızdan bahsetmemiştim. Neme lazım, eğer tedavi yolu görünürse, en azından zaman kazanacağımı düşünüyordum. Ama işte, tatlı bir can sıkıntısı içerisinde, kuzenimle denizde yüzerken, ona endişelerimden bahsettim. Bizi neyin beklediğini bilmiyorduk ve ne kadar süreceğini bilememek beni endişelendiriyordu. Hah işte, ben o sırada zaten hamileymişim.

Tabii bunu bilmek için henüz çok erkendi, ve ben kaçamaklarla dolu bir Bodrum (nasıl oluyorsa o :P ) tatili geçirmekteydim. Bolca bira, midye dolmalar ve sigara püfürdetmeler. Yine de bir an için şüphelendim! Zira 3 senedir gittiğimiz Bodrum'da 3 senedir aynı olan bizim kafedeki o hamburger, bu sefer benim aklımı başımdan alıyordu. Bir kez aklıma düşerse de yemek zorundaydım, ötesi yoktu! Ki bu benim için hiç de normal bir yeme stili değildir...

Neyse Bodrum'dan döndüm, sonra bayram geçti. Gene bir uyku ve yeme hali. Evdeyim ve yalnızım. 4 gün kadar geciktim ama hala ihtimal vermiyor üstüne bir de kendimi acayip enerjik hissediyorum. Kalktım, koşuya çıktım. Maksat gecikmeye bir hal çaresi bulmak. Bir de Allahım nasıl koşuyorum benim için normal değil. Herhalde Bodrum'da nefesim açıldı falan diyorum. Sonra bir de arabayı vurdum aynı gece. Baktım bu enerji hali ve koşmalarla olacak gibi değil, zira enerji patlamasıyla arabayı vurmuş sayılırım, bir test aldım. Hani derler ya, silik çizgiye de dikkat edin falan, alakası yok, 3 saniye içinde kocca pembe çizgi marker'la çizilmiş gibi çıktı diğerinin yanında.

1-2 gün geçti, hala eşime nasıl söyleyeceğimi bulamamıştım. Çok neşeli ama bir yandan da rahatlamış hissediyordum. E bu yaşta vücudum yüzümü kara çıkarmamıştı :P Sonunda dayanamadım, telefondan testin fotoğrafını yollayıverdim, erken evlilik yıldönümü hediyesi olarak. Eşimin tepkisini unutamayacağım, telefonda şok, şaşkınlık ve gözyaşları ile kalakaldı. 

Neyse ben nereden duyduysam hemen bir doktora gitmem gerektiğini düşünüyordum, belki de bekleyebilirmişim biraz daha. Kalktım o haftasonuna bir randevu aldım. Tabii kuzenlerim, arkadaşlarıma da çaktırmadan doktor ismi soruyordum, kendi doktorumdan (kadın) pek memnun değildim. Rasgele seçtiğim bir hekime giderim, sonra duruma bakarız diyordum. Adam da doçent çıkmaz mı... O konular sonra.

Doktora gideceğim sabah hafif bir renkli "spotting" yaşadım. Ben o kadar cahilim ki o sırada, "aa herhalde normal bişey bu" falan diyorum. Sonra gittim doktora, işte daha erken aslında, ama bir bakalım, bişey görebilecek miyiz dedi. Netekim o aşamada sadece gebelik kesesini gördü. İçinde henüz bişey yoktu. Böyle olunca, eh tamam hamilesin kan testine gerek yok ama, içerde bebek görene kadar da tam bir şey söyleyemiyorum deyiverdi. Renkli zımbırtıyı da ne kadar hafif olursa olsun düşük tehdidi olarak algıladıklarını, o yüzden 2 gün yatmam gerektiğini, devam etmezse işe gidebileceğimi söyleyince, ben daha iyi haberi kimseyle paylaşamadan beklemelere başladım.

Evde yatmak çok sıkıcıydı tabii. Güzel haberi kimselerle paylaşamıyordum çünkü ne olacağını bilmiyordum. Yattım, döndüm yuvarlandım. Tabii bir yandan da içten içe seviniyorum, bebeğim olacak, bu "spotting"in devamı da olmayacak şeklinde tatlı bir pozitif düşünce balonu.

Neyse ki o birkaç damlanın devamı gelmedi. Eşim bir hafta daha yoktu, The Bing Bang Theory’e sardım ben. Tam 3 sezon üstüste, çok iyi geldi. Peşi sıra da bir sezon Project Runway. Ah o Tim Gunn’ın “Make it work!” deyişi, benim için tam bir terapi.

Devamı gelecek...

İzleyiciler