Evet blogcular, bir önyargıyı yıkmaya geliyorum: Şu ana kadar iletişim kurmam gereken yaklaşık 5-6 Fransızdan edindiğim izlenim odur ki; Fransızlar iğrenç değillerrr!! Hatta oldukça yardımsever ve sevimliler.

Uçakta yanıma oturan, köh köh öksürüp devamlı uyuklayan Fransız kız, birden bire bize sorular sormaya başlayıp Paris'te gidebileceğimiz yer önermek için email adresini bile verdi. Uzaktan baksanız biz yorgun ve tedirgin halimizle Fransız o sıcakkanlılığı ile bir Türk gibiydi.

Pasaport kontrolündeki polisler! Sizleri de seviyorum. Ben "Merci" deyince bana "Thank you" diyen bir Fransız bulabileceğime inanamazdım şu dünyada!

Daha sonra metro istasyonlarında 8 kez yolumuzu kaybettikten sonra eve 1 saat geç kaldığımızda; bizi mükemmel tatlılıkla ve evliliğimizi kutlamak için bir şişe şampanya ile karşılayan ev sahibimiz Yaniv! Sana da selam olsun!

Sonra market kasasındaki Hintli teyze! Sebze poşetlerini bağlamadığımız için kasaya dökülen sebzeleri toparlarken bize "Bir daha olmasın" bakışı attın ya! Bak dersimizi hemen aldık.

Bu akşamlık yorgunluktan öldüğümüz için kendimizi gün battıktan sonra eve attık ve evde takılmaya karar verdik. Markette bulabildiğimiz en tuhaf mantarlarla uyduruk bir Çin yemeği yaptık. Orta karar bir Fransız şarabını yarılayamadan koltuğa serpiştik.

Şu an etrafımızda kıpır kıpır Paris kimbilir neler peşindeyken, komşularımızın penceresini hafif dikizleyerek evde pinekliyoruz. Ve evet çok yorgunuz. Yarın neler yapacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Bir de benim ara vermeden yolculuk jurnalime yazmam lazım. İyi geceler herkese!
Dün akşam itibariyle bütün telaşımız bitti. Diyelim. Yarın sabahın köründe Paris'e uçmak ve 5 gün oralarda sürtmek dışında bir işimiz kalmadı. (Allaam allaaam çok merak ediyorum dairemiz nasıllll! Paris nasıl!)

Az önce İstanbul'a indik. Bey maça koştu. Ben öksürdüğüm için domuz gribi endişelerimi evde kendi kendime dinlemek istedim. Yoksa maçta olmalıydım.

Yok yok d.g. değilim. Herkes öyle dedi :P Olmadığımı. Yani grip değilim, öksürüyorum sadece. Boğazım tahrişlenmiş bir şekil. Deli etti beni.

Bu vesileyle sevgili okuyucu, seni ihmal ettiğim için özür dilemek istedim. Sana sen dememe kızmadın, di mi?! Şimdiiii, anlatmam gerekip de atladıklarım;

1. Kopuk bekarlığa veda partim. Bilmem kaç zamandır bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Kurtlar dökülmeye dökülmeye meğer ne çok birikmiş. Kız arkadaşlar meğer ne çok özlenmiş. Kız kıza eğlenmek ne şahaneymiş! Bizim kızlar meğer ne manyak ve ne yaratıcıymış nihahah!

2. Gelinlik son durum. Foto gerekir heralde.

3. Annemin memleketindeki düğünümüz & kınamız. Ve bununla da bitmiyor...

4. Asıl düğünümüz. Eşimin memleketindeki.

Bu kadar düğün aktivitesi benim miydi, halen inanamıyorum. Bir kez daha evrene diyorum ki, gene yaptın yapacağını, büyük konuştuğum için aldın intikamını. Gizlice evlenirim, kimseyi çağırmam der misin... Düğüne doydum. Ama en sonda olan bir ufak aksilik dışında, her şey gayet güzeldi. Mükemmel - çok güzel arasındaki bir skalada serpişiyordu yani olan bitenin kalitesi.

Evet yemeksepeti'cim. Halen bekliyorum, gelen giden yok. Eve en yakın alışveriş merkezinin içinden sipariş verdim ki, sıcak gelsin. Şimdi patatalar hamır olmuştur. Zaten GS'de gol yedi. Yorgunum ooof.

à bientôt!
Daha giriş müziği bulacağız. Dün akşam oteli aradım, pasta vs birşeyler dediler. Anlamamıştım. Daisy senin de yorumundan sonra uyandım, biz pasta için de mi müzik vereceğiz?!?!

Dün akşam tarlatan ve ayakkabılarla dans etmeyi denedik: Fena değildi, özellikle flört döneminde hiç dansetmemiş iki insan için fena sayılmazdık. Fakat güzel dansettiğimizde ben kendimi romantizme kaptırdığım için provaları hep bozdum! Ya ayağına bastım sevgilimin ya kikirdemeye başladım.

Bizim ilk dans müziği hafif ve neşeli, biraz da sek.si (Ehem!) . Ama genelde giriş müzikleri belgesel müziğini andırıyor ya da bir huşu durumu oluyor. "The Way You Look Tonight"a altlık olacak giriş müziği nereden bulurum bilemiyorum... Hele pastaya eşlik edecek müzik nasıl birşey olmalı, hiçbir fikrim yok!
Son dakikaya bıraktığımız bir iş daha. Önce Elvis Presley'in "Can't Help Falling in Love"ında dansedecektik. İkimiz de çok müzik dinleyen insanlarız ama bilinen bir şarkı olsun, insanların gözleri dolsun istedik acımasızca nihehe. Ve fekat Elvis'im, çok yavaş olmuş o şarkı, dansedilmiyor, sevdiğimiz daha hızlı bir cover'ını da bulamadık.

Şimdi havadaki romantizmin de etkisiyle, "The Way You Look Tonight" ta karar kılmak üzereyiz. Yani az önce sevgilimi aradım, ofisçek oturmuş şarkı arıyorlardı, içki de içilmiş anlaşılan, arkadan bu şarkı geliyordu ve sevgilim "Budur" diyordu. Herkesi havaya sokmuş herhalde ofisteki hehehe :)

Farklı versiyonlarından birini seçeriz, çok uzun olmasın, çok yavaş olmasın, şimdilik merak edenler yutüp'ten Rod Stewart'ın yorumladığını dinleyebilirler. Çok romantik çook :) Aklımda uygun bir cover var benim, akşama deneriz bakalım. Çok uzun gelirse elimizdekiler aile büyüklerini dansa kaldırır, kurtarırız diye düşünüyorum :D

Bugün gelinliğimi aldım. Uçuyorum sanırsam. Nasıl bir hismiş bu! Detaylar daha sonra geliyoor!
Çok soğuk. Markete gittim geldim, mübarek Kuzey Buz Denizi'ne daldım çıktım. Hava çok güzel, temizlenmiş; dünkü lodosun bütün izleri yıkanmış. Gece yarısı yağmurda yürümek için gaza gelmiştik ancak yeni mahallemizi daha keşfedemediğimizden cesaret edemedik. Ahh Moda ah, geri geleceğiz bir gün... Moda'da olsak, gece 3-4 çekinmez yürürdük.

Dün pasaportları aldık. Gıcır gıcır şengen. Fotoğraflı filam. Oradan damatlığı teslim almaya gittik. Şok olduk: Smokin istemeyen sevgilime, siyah şık bir takım beğenmiştik. Yakası ve düğmeleri saten kaplanacak, gömlek üzerine oturtulacak, pantolon çok az açılacak.

Bir gittik mağazaya, yaka saten kaplı ancak siyah saten yerine böyle üzeri gri biyeli parlak garip bir şey! Düğmeler plastik ve taşlı(!) , acayip kokoş. Gömlek yapılmamış, ölçü iğneleri üzerinde duruyor. Mağazada bizimle ilgilenen bey de şok oldu, hiç haberim yoktu diyerek. Bugün yine gideceğiz. Bu teslimatı erkene aldırmak benim isteğimdi, o da 1 gün sadece. "Bir sorun olursa düzeltecek vaktimiz olsun" diye düşünmüştüm. Hakkaten de oldu. Bir an için böyle düşünerek bu sorunu çağırdığım hissine kapıldım, bu kadarını ben bile beklemiyordum :P

Bugün artık koşturmacaya bir ara vermek ve kendime zaman ayırmak istiyorum. Ancak işler bitmiyor: Kuru temizlemeye verilecek kıyafetler var, elektrikçi gelecekti, bekliyoruz halen kıl bişey. Davetiye verilecek akrabalar var, an itibariyle onları da kargoya verme hissi içimi kapladı.

Off gitmem lazım. Gelinlikçiden telefon geldi, 11'de randevumuz varmış ve unutmuşum. 3'e onu aldılar, o saatte Kat ile buluşacaktık, kızı da çağırdım gelinlikçiye ama sesi pek bitkin geldi, tekrar arayayım. Hadi çüz.
Yuhuuu vizeyi aldım. Aldık yani ehehe. Eşimin bir sorunu yoktu tabii, 3-5 kere EU girişi olduğu için.
Bu vesileyle hiç şengenim olmadığı halde görüşme bile yapmadan vize almamı sağlayan Pronto Tur'a, beni kanatları altına alarak ev hanımı statüsünden başvurmamı sağlayan eşime sevgilerimi yollarım.
İki yazıdır ayılar aldı götürdü bizi :P Bu seferki romantik olanından ama...

Aslında düğün öncesi balayında gibiyiz. Çalışmıyorum, onun işleri hafifledi. Sürüsüne bereket iş olsa da, nazar değmesin, pambık bir haldeyiz. Dinlendim de, oh! Ama daha tadına varacağım şeyler var, sabah sahilde yürümek gibi.. Vapura doydum, onu söyleyebilirim.

Koşturmacam hiç bitmedi, gelinlik, bekar eşyalarının ve yeni eşyaların eve taşınması hatta harmanlanması, bir de araya vize işi sıkıştırdık. Allahım, eğer bir sorun çıkmazsa Paris'e gideceğiz. Otel & tur karmaşasından uzakta, St Germain Bulvarı'na çok yakın hoş bir sokakta bir daire kiraladık, 6. bölgede. Tuhaf bir şekilde Paris'in büyük bir bölümünün numerolarla ayrılmış bulunduğunu öğrendim bu süreçte. 20'ye kadar giden bu rakamlar, farkettikten sonra ev seçerken bayağı bir işimize yaradı.

Umarım konsolosluk en kısa zamanda görüşme randevusunu netleştirir de, belirsizlikten kurtulurum. İlk şengenim, dolayısıyla hayvani bir kasış var. Gece gece şengen-yengen esprisi bile yapasım yok, öyle çok belge topladım. Ayrıca franko kişileri ne kadar sevdiğimiz belli. Buraya mı gitmek için uğraşıyoruz önyargısı cabası.

Canım aşkım saolsun Fransızların başka bir dil konuşmama inadını tamamen Türkçe konuşarak bertaraf edebileceğine inanıyor. Bense birkaç akşam "15 dakikada Fransızca" kitabına baktıktan sonra, bizim için en yararlı cümlenin "Par le vu Angle?" (İngilizce konuşabiliyor musunuz?) olduğuna kanaat getirdim. Bir arkadaşım bu soruyu "Vi" şeklinde cevaplayıp, konuşmalarına Fransızca devam edeceklerini iddia etti. Eğlence başlasın yani :)

Herşey bitsin, biz bi gidip gelelim, evin gerçeğini görelim, buradan linkini de paylaşırım. Bir ev bulmuştuk aslında, ufak bir stüdyo daire. Çok tatlı, herşey yerli yerinde. Yalnız perdeyi açıyorsunuz, ınınnnn tam karşınızda Notre Dame Katedrali! Yani arada bir cadde, Seine Nehri ve hoop katedral. Balayını 3 kişi geçirecekmişiz hissi uyandırdı bende bu: Ben, eşim ve katedral. Evin içinde öyle bir varlık sergiliyor çünkü. Hatta geceleri tıktık camı çalan Notre Dame'ın kamburu da bize katılabilir diye düşünmeye başlamıştım. Şaka bir yana, biraz ürkünç geldi gotik mimariye o kadar yakın uyumak bana. Aslında evde oturacağımız falan da yok yani.

Ama işte, bu yazıya başlamadan önce hissettiğim şey, balayımızın çoktan başladığı hissiydi. Bundan daha da tatlı bişey olcaksa eğer, ohooo süpermiş diyorum. Herkesi selamlıyorum. Bon nui.
Ev hanımlığımın ilk günü :) Normalin aksine erken kalktım, hemen sanal tarlama bişeyler ektim. Sonra biraz tv izledim, markete gittim. Çamaşırları makinaya attım, panjurları açtım, kurumuş çamaşırları topladım. Sabah sabah baharat rafı sinirime dokundu, onu düzelttim. Eşime hediye aldığım nutellayı üzerine not yapıştırarak rafa yerleştirdim. (Speşıl okazyon) Kahvaltı ettim, annemi aradım, babamla konuştum, eşimi aradım. Şimdi de oturmuş, çayımı içerken Ayı Grylls'in The Ultimate Survival'ını izliyorum. Amazon'da ve oldukça bıkkın görünüyor. Bak gene gaza geldi, hayret bişey. Keşke Deadliest Catch de olsaydı, yengeç avcılarının hastasıyım.

Öğleden sonra bankaya giderim. Keyfim yerinde, bi Türk kahvesi de yakışır aslında :)

Not: Yapılacak işler listesi hazırlamayı unutmamalıyım. Zilyon tane iş var düğün için yapılacak ve nedir onlar halen bilmiyorum. Umarım liste yaparken ortaya çıkarlar!
Bu günden sonrası bekarlığa veda partisi (bekarlık mı? ben evlenmiştim ama :P) + kına + düğün + balayı odaklanması şeklinde geçecek kısmetse. Eh bu, yazdıklarıma da yansıyacaktır diye düşünüyorum. Ben rahatlıyorum yazarken en azından tamam mı, bırakın bir süre bu konuları eşeleyeyim.

Dolayısıyla ya şimdi ya hiç, evet ben istifa ettim. Yani aslında 1 küsür ay önce istifa ettim ancak Çarşamba itibariyle çalışmıyorum. WOOOOHOOOOOO!!!!! :D :D

5 yıldır çalıştığım, aslında uzun yıllar gönülden bağlı olduğum ancak bazı olaylar & olay dizileri & bıkkınlık & tanıdığım herkesin sapır sapır gitmiş olması & artık çalıştığım şirketin adının bizim piyasada umursanmaması :P & kendimi uzun zamandır geliştiremeden aynı çamura saplanmış olmam & artık birlikte çalışılması hiç de keyifli olmayan birine dönüşmüş olmam.... Bunları sebepler arasında gösterebilirim. CV'de yazan 5 sene bir noktada insanın ayağını bağlayan bir prangaya dönüşüyor. Daha ilerleseydim daha da zor olacaktı benim için. Gencim, ama bir süre sonra "evli ve yakında doğurur bu" sorgulamasına da maruz kalacağım.

Evet bakalım, şimdi pırıl pırıl günler başlıcak umarım. Biraz dinleneyim, biraz düğünüme & evime & kendime & kocama bakayım şöyle. Çok sürmez sanırım ama, biraz molaya da ihtiyacım vardı.

Bugün temizlikçim geldi ilk kez. Yeni bir deneme ama pek hoşuma gitti. Öğleden sonra bir noktada "Siz çıkın artık ben hallederim gerisini" deyince süslendim püslendim, kendimi Kadıköy'e attım. English Home'da diğer bütün işi gücü olmayan kadınlar gibi salındım. Yatak çarşafı modasını takip ettim :PP

Allah utandırmasın diyorum verdiğim karar için. Herşey umarım umarım yolunda gider. Tabii evde oturmayı düşünmüyorum, başladım bile coşkuyla aramalara.

Pazartesi yine koşturmaca başlıyor. Yarın da bir arkadaşımın nikah şahidi olacağım. Aslında yabancı eşinin Türkiye'deki tek tanıdığı insan olduğum için, onun şahidi olacağım :P Çok heyecanlı ehehehe... Hala çantam yok koluma takacak bi nikaha yaa. Pırt.
All around me are familiar faces, worn out places, worn out faces. Bright and early for their daily races, going nowhere, going nowhere. And their tears are filling up their glasses, no expression, no expression. Hide my head, i want to drown my sorrow, no tomorrow, no tomorrow. I find it hard to tell you, cause i find it hard to take, when people run in circles, it's a very very... Mad world.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Bir deee...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İzleyiciler