Tekrar şarkılı türkülü bir post ile karşınızdayım. Anneler Günü için bir şarkı seçecektim ama taze ve pırıl pırıl Cumartesi'yi atlamak olmazdı.

Yine Tori Amos. Çok popüler olmayan bir şarkısı bu. Nedense konserlerinde de fazla çalmaz. Bence mükemmelin şarkıda şekil bulmuş tanımıdır. İlk saniyesinden itibaren beni ritmiyle alıp, bulunduğum her ortamda tavanın yükselmesine sebep olur sanki, öyle havadar öyle ferah genişleyen bir şarkı.

"Particle by particle, she slowly changes" Sözlerini kimileri pek güzel yorumlamasa da, ben severim.

Bu şarkıyı çalmak isterdim. Piyanonun ritmik girişi, bas'ın eşliği için. Tavsiye edilen dinleme modu: Vapurda üst kata çıkın ama açığa değil. Yazın vapurda üst tarafındaki karşılıklı kapıları açarlar ve harika bir esinti olur. Bu iki kapının ortasında bir yere oturun ve iki yandan da boğazı izleyin. Sevgiler...

Sanırım artık bindiğim taksinin şöförüyle kavga etmeden indiğim çok azdır. Dün gecekinden sonra sorunun bende olabileceğini kabul ettim galiba.

Sabahın 06.45'inde kalkmış, çalışıp didinip bir de arkadaşlarım kırılmasın diye aktivitelerine katılmışken, dönüş yolunda ayakkabılarımın vurması sonucu korkunç bir 45 dakika geçirmiştim. Saat geceyarısını vurmak üzereydi. Aktarma yapacağım yerdeki taksiye atladığımda tek isteğim eve bir an önce ulaşmaktı. Fakat ben ki, hayatımın en korkunç hatasını yaparak bir taksiciyi bir çöp arabasının arkasında bıraktım. Daha 10 saniye geçmedi beklememiz, adam neden buraya girdiğimizi sordu. Bilmiyorum, belki normal bir soruydu. Ama o ayakların acısı yok mu... Evde bekleyenlerin düşüncesi. Neyse oldu artık, devam ederiz girdik bir kere diye geçiştirmeye çalıştım, çünkü çöp arabasından kurtulup devam etmemize 5 metre ya var ya yoktu. Şöförün bu akşam biraz asabisiniz demesiyle irkildim. Bakın taksicilere hak vermeye çalıştığım şu yazımda dahi, yine sinirleniyorum: Hiçbir taksici bana gelip de biraz asabisiniz galiba diyemez kardeşim! İşte tabi ki kopardım attım ipleri. İçimi tek rahat ettiren konu: Şöför bana sabahın 11'inden beri çalıştığını söyledi. Nihahah, ben sabahın kaçından beri çalışıyordum acaba. Oradaki zafer duygumu tarif edemem.

Sonra tabi gecenin o saatinde giyilen asabiyet bir türlü çıkmıyor insanın üzerinden. Eve geldim, kedi tepeme çıktı. Tahammülüm yoktu, resmen kavga ettim kediyle de. Var gücüyle ısırıyor bu hayvan, kıyafetler inceldi, etime sokuyor resmen dişlerini tşörtlerin üzerinden. Varsa bir allahın kulu bilen, anlatıversin hayvanın bu huyunu nasıl düzelteceğiz... Sonra tabi ev halkının geri kalanı da, 3 dakikalık taksi maceramdan paylarına düşeni aldılar. Gereksiz yere.

Sabah, taze, yeni bir gün. Geceki gerginliğim yorgunluk olarak kalmış üzerimde. Ama bugün herşey farklı olabilir. Bir daha hiçbir taksiciyle dalaşmamanın bir yolu olmalı. Eşimin en yeni ayakkabımın üzerine kendi ayakkabısını koymaması için ona bir raf açmalıyım. Kedinin ısırıkları içinse bir çözüm vardır elbet (Buna ben de inanmadım nedense heheh)

Gereksiz kızgınlıklara hayır diyorum. Taksici milletiyle savaşımı burada sonlandırıyorum.

Yüzyıl Sonra Gelen Edit: Farkettim ki, taksici veya değil, beni tanımayan herhangi bir insanın "biraz asabisin galiba" demesi pimimi direkt çekiyor. Kimsenin gününü, geçmişini, ya da son 10 dakikasını bile bilmeden birine böyle bir laf edilemeyeceğini düşünüyorum. Ama tabii, bir davranışla birbirini etiketlemeye hazır insanoğlu, ne kadar kolay bu lafı edip sıyrılmak. Aslında asabi olmakla suçlanmak değil, ne olup bittiğini anlamaya çalışmadan hakkımda peşin hüküm verilmesi beni sinirlendiriyor...
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Bir deee...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İzleyiciler