Beste'nin sitesinde okuduğum andan itibaren aklımdan çıkmayan bir tarif vardı: Portakallı kahveli likör. Ne zaman yapsam, nasıl yapsam derken bu işin bir harekete dönüştüğünü duyunca elimi çabuk tutmaya karar verdim. Ve sonunda malzemeleri tedarik edip şu fotoğrafla belgeliyorum.

Alkol olarak Bacardi'nin beyaz romunu tercih ettim, kocamınsa ufacık kavanoza giden rom miktarını görünce içi yandı :) Çok güzel bir içki olacağına dair vaatlerimle kapağı kapattım ve kavanozu serin karanlık bir yere dinlenip uyuyup güzelleşmeye yolladım.

Aralık çook çok yoğun geçiyor :) Nefes alacak vakit yok. Bir tek portakallı içeceğe vakit ayırabildim.. Çarşamba bir yılbaşı yemeğine, Cumartesi "eller havaya"lı bir doğumgününe, Pazartesi yarı resmi bir yeni yıl kutlamasına ve bitmedi ertesi Perşembe de tam resmi bir yılbaşı partisine katılmam gerekiyor. Yani eğlenmeyeni dövüyorlar anlayacağınız :) Bolca vitamin alıp bu çılgın ayın bitmesini bekleyeceğim. Herkese sevgiler..

Dün gece TV'de zaplarken birden tanıdık bir figür gördüm ve koltukta hoplayıp zıplayarak eşime kanalda durmasını söyledim. Kimdi dersiniz? Tabii ki Aslan Adam Vincent!!! Bu dizinin varlığını bile unutmuşum, görünce birden nasıl sevindim anlatamam.

Güzel ve Çirkin'i izlediğim zamanlar kaç yaşındaydım bilmiyorum ama en fazla ortaokulda olmalıyım. Başlama saatine kadar uyanık kalma iznim olduğunu ve sonuna kadar da yalvar yakar durabildiğimi hatırlıyorum. Ah çok hastasıydım bu dizinin ben.

Catherine'le Vincent'ın asla kavuşamaması, Vincent'ın sürekli kendi kafasına göre belirip sonra da ortadan kaybolması, geldiğinde de genelde Catherine'in hayatını kurtarması. Bunlar her genç kızın izlemeye bayıldığı klişe formüller :) Zaten hatun kısmının sürekli arayan, ne zaman nerede olduğu belli olan tiplerden hoşlandığı nerede görülmüş!

Vincent'la Catherine sürekli sarılırlardı bi de. Çünkü sarılmadan pek ileri gidilmezdi o dizide sanırım, yanılıyorsam düzeltin. Beni de sinir eden bişeydi bu, çünkü öpüşme olayını falan yeni görmüşüz sinemalarda. Bekliyorum bekliyorum, Catherine'in günlük yaşantısı bölümleri falan umurumda değil, geçsin de Vincent çıksın diyorum, ama Vincent geliyor bir türlü olaya giremiyor. Ah çok çekingendi bu Vincent, altın kalbi varıdı.

Tabi dün izlerken farkettim ne kadar çok etkilendiğimi... Mesela uzun saçlı, cüsseli rakçı çocuklar durumu. Hahahahah anlatırken acayip geliyor ama kocam da bunlardan biri. Sadece artık uzun saçlı değil :) Hatta oldum olası sarı kedileri sevmemi de diziye bağladım birden. Eşim de "Aaa Vincent Miçoymuş" diyerek, benzerliği onayladı.

Twilight serisinin neden tuttuğunu da (en azından benim tarafımda) izlerken iyice bir anladım. Bir yanda canavar, bir yanda kırılgan kız, canavar kızı hep koruyor, aşıklar ama birleşebilecekler mi, birleşseler bu birliktelikten nasıl bir meyve-ül kebür çıkacak! Ne Güzel-Çirkin masalıymış kardeşim, az ekmek yemediler bundan. Gerçi Twilight'ta kimin güzel olduğu Bella tarafından içten içe sürekli tartışılan bir konuydu heheh :)

Bu masalın altından ne çeşit bir bilinçaltı dayanağı çıkacağını merak ediyorum doğrusu. Masalları ve bizde dokundukları yeri yabana atmamak lazım. Güzel ve Çirkin masalına olan bu sevgimizi açıklayabilecek biri varsa da bu platforma davet ediyorum!

Not: Ehem, kuzen, kimse cevaplamazsa bari sen bişey çiziktirirsin...

Vincent Edward kolkola, nice mutlu haftasonlarına!
AwkwardFamilyPhotos.com

Bu aralar bu siteye taktım. Her açışımda kendimi kaybetmeme sebep fotoğraflar görüyorum. Etrafımdakilere de sürekli anlatıp duruyorum, ofiste arka masalardan kıkırdamalar duyup döndüğümde baktıklarını görüyorum ara ara... Umarsızca doyasıya gülmek için siz de bakın... Saçmasapan aile fotoğraflarından daha komik ne olabilir ki zaten şu dünyada :)
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Bir deee...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İzleyiciler